31 Aralık 2016 Cumartesi

Mutlu Yıllar!

Haftanın en sevdiğim günü olan Cumartesiden merhaba!
Cumartesi günlerim film köşesine ayrılsa da.. Yılın son günü olması sebebi ile sohbet edelim az biraz istedim. 2016’nın getirdikleri, götürdükleri ve 2017’nin getirecekleri..


2016 yılına ailecek –her sene yaptığım gibi- girmiştik. Hatta gecenin 3’ünde o yağan güzel karın altında oynayarak geçirmiştik ilk saatlerini de.. Güzeldi hem de çok. Ailecek eğlendiğimiz unutulmaz anlarımızdan birisi idi. Güzel geçen günler de oldu kötü geçen günlerde.. Yılın en kötü anları annemin türlü hastalığı olduğunu öğrendiğimiz zamanlardı.. -Şükür ki şimdi çok daha iyi-Güzel anılarım ise hep dostlarım ve ailem ile.. –Bu ikiliye ne kadar bağlıyım bilirsiniz- “İyi dostlar biriktirdim hepsi ailem oldu..” Blogumu 2016’da açtım mesela.. Verdiğim en güzel kararlardan biri idi. Paylaşmak, aynı şeyleri hissettiğin insanlar ile tanışmak. Çok özeldi. –Hala aynı şeyi söylüyorum. İyi ki!- Güzel bir de işe başladım. Anaokulu durumları.. –bunu yine biliyorsunuz tabi- Birbirinden çok sevdiğim melekler ile geçirdim yılın 6 ayını.. Yeni insanlar ile tanıştım. Arkadaşlar ile.. Bloggerlar, öğretmenler.. Çok sevdiklerim de var sadece insan oldukları için “saygı duyduklarım” da.. Yine de büyük pişmanlık yaşamadım şükür ki.. Birde 2015’den 2014’den selam vermek isteyen insanlar vardı.. Tabi geçmişte olan geçmişte kalırdı.

28 Aralık 2016 Çarşamba

Psikiyatrist / Kitap Yorumu

Kitap yurdundan yaptığım alışverişler çoğaldıkça kitap yorumlarım da artıyor ve durum beni fazlasıyla mutlu ediyor. Bugün yazacağım kitapla ise çok başka bir hikayem var. Bir gün sevgili dostum Nilepp ile kitapçıda gezerken 2 kız geldi yanımıza, baktığımız kitaplar üzerine sohbet ettik biraz.. Birbirimize kitap önermeler, gülüşmeler derken Psikiyatrist kitabını önerdi bana.. Bende ilk fırsatta alacağımı söyledim ve aklımın bir köşesine yazdım. Daha sonra blogda gezerken Sevgili Zoka’cığımın bu kitabı yazdığını görmüştüm ve iyice heyecanlanmıştım. Sonra ise Bi Poşet kitabın da yazdığını görünce.. Tamam dedim, bekle beni geliyorum! Kitabın siparişini vermem yine biraz sürdü tabi ama.. En sonunda kitabıma kavuştum ve aşkımı yaşadım. 2 okumada bitirebildiğim için de ayrıca mutluyum.

 "Kimseye inanma.
Kendine bile güvenme.
Gerçeği arama.
Gerçek seni bulacak."
Yazar:Wulf Dorn
Sayfa Sayısı: 416
Tür: Psikoloji / Gerilim

Konusu:
Psikiyatrist Ellen Roth, sevgilisi Chris’in tatile gitmeden önce ona bıraktığı hastası ile ilgilenmek zorunda kalır. Hasta şiddet mağduru bir kadındır ve Kara Adam isimli biri tarafından bu hale getirildiğini iddia eder. Daha sonra gizemli bir şekilde, yüksek korumalı hastaneden hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Dr. Ellen, hastasının ve kendi hayatını kurtarmak için psikolojik bir savaşa girer.

26 Aralık 2016 Pazartesi

Seçkinler ~1

Bugün uzun zamandır yapmak istediğim bir şey yapıp, dinlemekten keyif aldığım şarkılardan bahsedeceğim biraz.. Müzik konusunda net bir çizgim yok. Kulağıma güzel gelen her müziği; dilini, türünü ayırt etmeden dinlerim. Sadece önceliğim sakin olması.. Tabi o ruh halime göre değişiklik gösterebiliyor. Genellikle huzur içinde geçse de şarkılar kulağımdan, bazen o an ki duruma göre “hadi delirelim” moduna dönebiliyor. Çekmekten keyif aldığım fotoğraflarım ile birlikte sizlerle de paylaşayım bu şarkıları.. Bugün 5 tane olsun, daha sonra seriye döner belki.. Mesela..



Yeni keşfettiğim ve çok sevdiğim..
 
"You are the light
Song of my life
You always lead me
You are the voice inside"

24 Aralık 2016 Cumartesi

İnside Out- Ters Yüz / Animasyon Filmi

Geçtiğimiz Çarşamba günü daha önce yazılarımda bahsettiğim en yakın -14yıllık- dostumun doğum günüydü. Bu güzel günü fırsat bilerek ufak bir sürpriz yaptım ve kapısını çaldım. Ertesi gün işe gidecek olmamıza rağmen “Ters Yüz” filmini izlememi önerdi ve başladık izlemeye.. Zaten listemde olan bu filmi keyif ile izlerken.. Tüm gün çocuklar ile savaşmanın yorgunluğuna yenilip devamını getiremedim.. Dün gece ise filmi tekrar izleyip tamamladım. Keşke direnip hepsini izleseymişim.. Çünkü bayıldım!


Konusu:
Riley hokey oynamayı, ailesini ve arkadaşlarını seven mutlu bir çocuk olarak büyüyor. Bir gün çok sevdiği şehirlerinden taşınıp başka bir yerde yaşamaya başlayınca.. Yaşanan bu büyük değişiklik Riley ve 5 duygusu -Neşe, üzüntü, korku, öfke ve tiksinti- için kaosa sebep oluyor. 5 duygunun ve  Riley’in bu kaos ile savaşına şahit oluyoruz.
Film konuları yazmak benim için öyle zor ki.. Aman spoilere girmeyeyim diye bir taklalar, bir manevlar.. Ama oldu gibi sanki.

“Hiç birine bakıp aklından neler geçiyor diye merak ettiniz mi?”

22 Aralık 2016 Perşembe

Türk Seri Katiller / Kitap Yorumu

Uzun zaman önce okuduğum ama yazısı şimdiye nasip olan Türk Seri Katiller kitabından bahsedeceğim bugün.. Polisiye vakalar, çözülemeyen cinayetler, seri katiller.. Her zaman dikkatimi çeken bir konu olmuştur. Türk seri katiller kitabı ise sıkça adını duyduğum ama okuma fırsatını bir türlü bulamadığım bir kitaptı. Daha sonraki kitap alışverişime ilk sıradan ekledim ve okumaya başladım. İlk okuduğuma biraz gerildiğimi ve elimden bıraktığımı itiraf edeyim. Çünkü bir senaryoyu değil gerçekleri okuyorsunuz. Ki kitabın sonunda yer alan belgeler de bu durumu kanıtlıyor. Daha sonra çekingenliğimi bir kenara bırakıp kitabı bitirdim. Benim için ilginç bir yolculuktu..


“Türkiye’de seri katil yok. Bizden seri katil çıkmaz!”

Kitapta; 1960 yılından beri Türkiye de gerçekleşen, kimliği, cinayetleri bilinen 21 seri katil ve kimliği bilinmeyen 2 seri katil yer alıyor. Katillerin iç dünyaları, cinayetleri neden işledikleri, hareket şekillerini detaylı bir şekilde anlatıyor. Biraz da “Türkiye’de seri katil yok. Bizden seri katil çıkmaz” sözüne cevap olarak yazılmış bir kitap. Çünkü tokat gibi veriyor kanıtları ile cevabını..

19 Aralık 2016 Pazartesi

Zankyou No Terror / Anime Yorumu

İzlediğim güncel diziler bitmiş olduğundan beklettiğim animelere sarmış durumdayım. Çeviri bekleme derdinin olmaması ve bölüm sürelerinin 22-25 dakika kadar olması sebebi ile su gibi gidiyor efenim. Ama bazıları su gibi değil yumruk gibi kalıyor boğazınızda.. Bugün yazacağım anime ise o animelerden.. En sevdiklerimden, en özellerinden..


Türü: Psikolojik, Gerilim, Dram
Bölüm Sayısı: 11

Konusu:

Tokyo da halkın güvenliğini tehlikeye atacak önemli saldırılar başlar. Saldırıları yapan Sphinx grubu (9 “Nine” ve 12 “Twelve”) video yükleme sitesinde eylemden önce video yayınlarlar. Ve bu videoda polis teşkilatına bir bilmece bırakırlar. Çözebilirlerse cevap onları bombanın olduğu yere götürecektir, çözemezler ise bomba patlayacaktır. Sphinx grubu neden kurulmuştur? Nine ve Twelve kimdir? Polis Teşkilatı saldırıları önleyebilecek midir?

13 Aralık 2016 Salı

Moon Lovers / Kore Dizisi

Bir dizi izledim, bin ayrılık yaşadım. Sanırım benim için dizinin tam tanımı budur. Daha iyi nasıl izah edebilirim bilmiyorum, çünkü yaşadığım ayrılıklarda kalbimi orada bırakmışım gibi hissediyorum. Bir dizi için bu kadar edebiyat yapmaya gerek var mıydı derseniz.. Evet, vardı. Çünkü ben izlerken, diziyi değil bir hayatı izliyormuş gibi hissettim. Bir kitabı okur gibi.. Ve tartışmasız benim için efsane diziler listesine girdi. Hem de ilk sıralardan.. Dizi içerisinde 3 5 dakikalık da olsa atlamalar yaparım –sıkıldığım yerlerde- lakin burada bırakın atlamayı gözümü kırpmadım. Bir ara komple gözlerimi kapatmış olabilirim oda ağlamaktan! Diziyi haftalar önce bitirmeme rağmen yazısını ancak yazabiliyorum çünkü dizi ile ilgili kelimeleri daha yeni toparlayabiliyorum..

Konusu:
Go Ha Jin (IU) hayatından bunalmış kötü bir döneminde olduğu sırada, göl kenarında ufak bir çocuğu kurtarmak için suya atlar. Bu sırada güneş tutulması olur ve kendisini geçmişe, Goryeo Hanedanlığı zamanına gitmiş vaziyette bulur. Burada ki ismi Hae Soo olmuştur. Gelecekten gelen Hae Soo’nun o dönem ile mücadelesi, prensler arasındaki taht savaşları ve aşk-ları anlatılmaktadır.

Genel yorum yaptıktan sonra spoiler olarak çenemin bağlarını açacağım, bilginize..

Genel yorum:
Diziye başlamak konusunda kararsızdım. –tarihi dizi olması sebebi ile- Çünkü tarihi dizilere başlayıp bir şekilde sonunu getiremiyorum. Bknz: Jackpot. Bir şekilde dizinin içine çekilmem lazım. Heh işte Bende Hae Soo gibi bu dizinin içine çekildim. Dizi ile ilgili o kadar güzel yorumlar okuyup öneriler aldım ki daha fazla dayanamayarak başladım. Sonra kendimi sabah gözleri şişmiş vaziyette işe giderken buldum. –Geçmiş olsundu-

10 Aralık 2016 Cumartesi

Ae Dil Hai Mushkil / Hint Filmi

Hafta sonu film yazısında bugün; haberlerini gördüğümde kalbimi kıpır kıpır eden “Ae Dil Hai Mushkil” filmi var. Filmin fragmanını izlediğimde ve oyuncu kadrosunu beraber gördüğümde mutlaka izlemeliyim bu filmi diyerek başlamıştım beklemeye.. Bu sakin ve güzel cumartesi gününü fırsat bilip yaklaşık 1 saat önce bitirdim filmi.. Konusundan bahsettikten sonra detaylı yorumumu yapayım.

Konusu:
Ayan (Ranbir Kapoor) ile Alizeh (Anushka Sharma) sevgilileri ile kavgalı oldukları bir günde barda tanışırlar. Bu günden sonra dostlukları başlar. Alizeh için aralarındaki ilişki dostluk, Ayan için ise aşktır. Ama Ayan bunun farkına varmaz. Daha sonra fark ettiğinde ise onu kaybetmemek için hislerini saklar. Hislerini ona açıklamaya karar verdiği zaman ise reddedilir ve uzaklaştırılır. Alizeh yıllar önce sevdiği Ali (Fawad Khan) ile karşılaşır Ayan ise şair Saba (Aishwarya Rai) ile tanışır ve olaylar gelişir. -Replikler spoiler içerebilir.-

8 Aralık 2016 Perşembe

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

haydar-colakoglu-teb

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

7 Aralık 2016 Çarşamba

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu / Kitap Yorumu

Bu haftanın kitabı; yarım saatte bitirdiğim ama etkisi günlerce süren “Bilinmeyen bir kadının mektubu” kitabı.. İsmini sıkça duyduğum, adından bile etkileneceğimi anladığım bir kitap. Öyle de oldu. Kısacık ama sizi etkisi altına alan bir anlatıma ve konuya sahip..

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig

Konusu:
Tanınmış yazar R, 41. Yaş günü gelen postalarını kontrol ederken içinde “adresi ve göndereni belli olmayan” bir mektup olduğunu fark eder ve okumaya koyulur. “Sana, beni asla tanımamış olan sana” hitabıyla başlayan mektup, R’nin bilmediği gerçekleri gün yüzüne çıkaracaktır..

“Seni sen kim isen o olarak seviyorum, sıcakkanlı ve çabuk unutan, kendini veren ve sadık kalmayan, seni yalnızca her zaman kim idiysen ve şimdi de hala kimsen o halinle seviyorum.”

5 Aralık 2016 Pazartesi

Yenilendim, Yine! :)

Ara bilgilendirme yazısı ile döndüm. Uzun zamandır yapmak istediğim değişikliği nihayet yapabildim. En son yaz aylarında çiçekler açtırdığım blogumun, temasının değişme vakti gelmişti.. Bütün gün yorgunluktan ölerek çalışan benim için saatlerini bilgisayar ekranına ayırarak çizimler yapmak o kadar kolay değil artık.. Çünkü ya uyuyakalıyorum ya da sallıyorum, bir ertesi güne.. Yine de yapabildiğim en hızlı sürede son haline getirdim. Sanırım ufak tefek bir iki değişiklik dışında çok dokunmayacağım. Birde sıkça sorduğunuz ve benim çok mutlu olduğum bir konu var. "Temanı nasıl yaptın?" Yada "Hazır tema mı kullanıyorsun?" tek tek cevaplar da veriyorum ama genel olarak şöyle belirteyim. Adobe illustrator programında çizimlerimi yapıp hazır temalara uyarlıyorum. Hiç tema indirmedim, hep hazır olanları düzenleyerek bu hale getirdim. Kod kısmına gelirsek o konuda profesyonel değilim.-Her ne kadar lise de web tasarım okumuş olsam da- Ama araştırarak yapabildiğim kadarıyla bu hale getirdim. 



30 Kasım 2016 Çarşamba

Ardımda Kalanlar / Kitap Yorumu

Hakkında güzel yorumlar okuduğum ve büyük bir heyecan ile sepete attığım Ardımda Kalanlar kitabını bitirdim. Hem de 1 günde! Şaka gibi gelebilir ama takıntılı yanlarımın olduğunu biliyorsunuz. :) 428 sayfalık bu kitap, kitap açlığımı bastırmama yetti diyebilirim. Hem okumayı özlemişim hem de kitabı sevdim. Okuması kolay, sizi yormayan bir kitap. Ve tabi ki aşk kitabı. Şaşırdınız değil mi? –Söylediklerinizi duyar gibiyim- Bir günde uzun soluklu bir kitabı bitirmenin nasıl bir yan etkisi var diye soracak olursanız eğer, ertesi sabah gözlerinizi açamamak derim. Şişmişti, itiraf ediyorum. Ama pişman mıyım? Kesinlikle değilim. Her saatime değerdi.

Ardımda Kalanlar - Ellen Marie Wıseman 

Konusu:
Kitap 2 farklı kadının, farklı zamanlarda yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Delirmediği halde ailesi tarafından akıl hastanesine kapatılan Clara ve annesinin delirip babasını öldürdüğünü düşünen (Isabelle) Izzy.. Clara Elizabeth Cartwright 1929 yılında yaşayan, banka sahibi varlıklı bir ailenin kızı. Bir gün Bruno Moretti isimli bir adamla tanışır. Bruno, İtalya’dan Amerika’ya başarılı bir hayat kurmak amacı ile gelmiştir. Clara’nın ailesi bu ilişkiye sıcak bakmaz ve onu yüksek standartları olan biri ile evlendirmek ister. Clara ve Bronu birbirine ölesiye aşıktır, bunu kabul etmezler. Ve Clara’nın ailesi, kızlarının delirdiğini söyleyerek onu Williard akıl hastanesine kapattırır.1995 yılında, Izzy ise koruyucu ailelerin yanında büyümüş bir kız. 7 yaşındayken annesi babasını vurmuştur, Izzy annesinin delirmiş olduğunu düşünmektedir. O zamandan beri sürekli koruyucu aile değiştirmiştir. Şimdiki ailesi Peg ve Harry ona çok iyi bakmaktadır. Koruyucu annesi olan Peg, Küratör’dür (müze, galeri, arşiv veya kütüphane koleksiyonunun yöneticisi.) Ve Willard akıl hastanesinde geçmişten kalan valizleri, eşyaları inceleyerek, hastaların hikayelerini araştıracaktır. Bunun için yanına Izzy’i de alır. Ve o valizlerin birinden Clara’nın mektupları çıkar. Böylece bu 2 kadının yolları kesişmiş olur..

28 Kasım 2016 Pazartesi

Arçelik Geri Dönüşümü Sanat ile Buluşturuyor!

“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuna sahip Arçelik geri dönüşüm  konusunda farkındalık sağlamak amacıyla geçtiğimiz günlerde çok özel bir sergiyi hayata geçirdi ve geri dönüşümü sanat ile buluşturdu. Bu sergi ile Arçelik’in geri dönüşüm tesislerinden elde edilen malzemeler Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları tarafından fonksiyonel sanat eserlerine dönüştürüldü.  Arçelik, bu proje ile geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlarken, aynı zamanda tasarım konusundaki uzmanlığına da dikkat çekmiş oldu.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Shopping King Loui /Kore Dizisi

Güncel dizileri bir bir izlediğim şu günlerde, biricik Seo In Guk’umuzun “Shopping King Loui” dizisini izlemez isem olmazdı. Ki iyi ki izlemişim. Gülmekten, sırıtmaktan çene kaslarımın ağrıdığı, karakterine hayran kaldığım –ve kendisine- bir dizi olmuş. 16 bölümlük bu tatlış dizi –çerezlik, şeker tadında diziler- listesine girmeyi başardı. Benim gözümde..
Konusu:
Kang Ji Sung yani Loui (Seo In Guk) yurt dışında büyümüş, kibirli, ünlü Goldline şirketinin varisidir. Aynı zamanda Alışveriş delisidir. Lakabı da Alışveriş Kralı Loui’dir. Talihsiz bir kaza sonucu hafızasını kaybeder. Ko Bok Sil (Nam Ji Hyun) ise taşra da yaşayan, iyi kalpli, kanatsız meleklerdendir. (Klasik Kore dizisi hatun karakteri) Ko Bok Sil kardeşini aramak üzere Seoul’e gelince hafızasını kaybetmiş olan Loui ile karşılaşır. Loui, Ko Bok Sil ile gerçek aşkı tadacaktır.

26 Kasım 2016 Cumartesi

A Violent Prosecutor- Adalet Yolunda / Kore Filmi

Cumartesi film köşesinde bugün.. Çerezlik bir film ile geldim bu sefer. Komedi, suç türünde.  İşten gelmiş, yorgun olduğum bir akşam izlediğim, yorgunluğumu unuttuğum bir film.  Çerezlik dememin sebebi sizi yormaması, keyifle izletmesi, vakit geçirmelik bir film olması.


Konusu:
Byun Jae Wook (Hwang Jung Min) çabuk sinirlenen, şiddet kullanması ile ünlü ve sadece gerçeğin peşinden koşan yetenekli bir savcıdır. Sorguladığı bir şüpheli ertesi gün ölü bulununca, Byun Jae Wook, üzerine atılan iftira sonucu 15 yıl hapis cezası alarak hapishaneye gönderilir. Bir süre sonra hapishane de Chi Won (Kang Dong Won) isimli bir dolandırıcı ile tanışır. Savcılık yeteneklerini kullanarak Chi Won’un dışarı çıkmasına yardımcı olur. Byun Jae Wook’un üzerine atılan iftirayı temizlemek için bir intikam planı vardır ve bu konuda Chi Won ona yardımcı olacaktır. Ama Chi Won’un aklı fikri dolandırıcılıktadır, Byun Jae Wook’un planı için gerekenleri yapacak mıdır?

25 Kasım 2016 Cuma

Kitap Alışverişim #1 / Kitap Yurdu

Geçtiğimiz haftalarda ilk defa İnternet üzerinden kitap alışverişi yaptım. Daha önce alışverişlerimi hep kitaplara dokunarak yapardım. Bu sefer almak istediğim bir çok kitap olunca ve fazla vaktim de olmayınca.. Birde böyle deneyeyim diyerek başladım araştırmalara. Kitap siparişi yapabileceğiniz bir sürü site var. Benim için öncelik kapıda ödeme olması idi. –Kredi kartı, banka kartı vesaire kullanmıyorum, kullanmayı da düşünmüyorum- Daha sonra kitap fiyatları idi. Birkaç durum daha eklenince araştırmalarım sonucu kitap Yurdunu tercih ettim. –Fiyat bakımından gözle görülür bir fark var diğer siteler ile arasında- Neyse biraz çekinerek ve büyük bir heyecan ile alışverişimi tamamladım, beklemeye başladım.

Siparişi verdiğim gün Perşembe akşamı idi ve kitaplar cumartesi günü elimdeydi. Bu kadar hızlı olmasına şaşırmıştım. Yalnız kargo ile bir sıkıntım oldu. Adresi bulamamışlar-mış-mış. Telefonuma "kargonuz şubemize gelmiştir vesaire vesaire" mesajını alınca.. Gidip hemen şubeden alayım bari diye düşündüm. Günlerden cumartesi olunca kaça kadar açıktır bir sorayım düşüncesi ile aradım şubeyi. İlk aradığımda meşguldü, buradan açık olduğunu anladım ama sonra tekrar aradığımda baktım açan yok. Sanırım 8 10 kere aradım. Saat 2 civarı. İnternetten baktığımda 15:30'a kadar açık olduğunu okudum ve koştur koştur şubeye gittim. -Bu kadar ısrar ile aramamın sebebi, "bölgeye göre çalışma saatlerinin değiştiği" yazılması idi.O anda alamazsam hafta içi, işim yüzünden kargoya gitmem sıkıntı olacaktı- Peki, ne göreyim? Telefon başındalar ama sigara içip çene çalmaktan başka bir şey yaptıkları yok. O telefon çalıyor da açan yok. Tabi nefes nefese kalmanın siniri ve duruma gıcık olmamın verdiği etkiyle, 5 karış surat ile hallettim işlerimi ve çıktım oradan. Eve gelene kadar kargom ile aşk yaşadığım doğru, zaten öyle geçti sinirim.


23 Kasım 2016 Çarşamba

Death Parade / Anime Yorumu


Anime izlemeyi ne kadar çok sevdiğim herkesçe biliniyor artık. Ve bildiğiniz bir diğer konu olan vakitsizlik bu konuda da vurdu beni. Doğal olarak bende Kore dizileri ve animeler arasında mekik dokuyorum. –Uyuya kalmadığım zamanlarda- Bu yazıda bahsedeceğim anime, verdiğim araya ilaç gibi geldi. Ve anime özlemimi pekiştirdi. 


Konusu:
Öldükten sonra cennete ya da cehenneme gideceğimizi düşünürüz. Peki, buna neye göre karar verilir? Aynı anda ölen 2 insan asansör ile Quindecim adındaki bara gelmiştir. Nasıl geldiklerini ve neler olduğunu hatırlamazlar. O barda onları hakemler karşılar. Quindecim barının hakemi Decim.. Bu iki insanın nereye gideceğine karar vermesi için onlara bir oyun oynatır. “Ölüm oyunu” ve o oyunu oynamadan oradan çıkamayacaklardır.. Oynadıkları oyun sırasında –öldüklerini bilmedikleri için- hayatta kalmak için oyunu kazanmaya çalışırlar.  Yapacakları şeyler hangi tarafa gideceklerini belirler.

21 Kasım 2016 Pazartesi

The K2 / Kore Dizisi

 Son zamanlarda iş yoğunluğum yüzünden güncel dizi takip etmeye ara vermiştim. Şimdi ise yaşadığım yorgunluğa alıştığımdan mı yoksa dizi izlemeyi özlediğimden mi bilmiyorum tekrar takip etmeye başladım. Ama bence bunun asıl sebebi özlediğim oyuncuların yeni dizileri ile dönüyor olmaları. Bunlardan biri de Ji Chang Wook. Nam-ı diğer Healer. Healer dizisi ile gönlümüze taht kurmuş Chang Wook yeni bir aksiyon dizisi ile döndü. Hem aksiyon açlığımı bastırmak hem de Chang Wook özlemimi gidermek için -yine çevirileri bittikten sonra- başladım izlemeye.. 16 bölümlük olan dizi 12. bölüme geldiğinde başladım ve güncele yetişerek -yine- son 2 bölümünü beklemek zorunda kaldım. Olsundu, değerdi..  Söz konusu Chang Wook idi. -Şuraya bir de kafiye bırakayım.-

Konusu:
Kim Je Ha (Ji Chang Wook) -dizideki gerçek ismi bilinmiyor.- Eskiden Irak’ta görev yapmış paralı bir askerdir. Bazı olaylar sonucu ülkesine ihanet ile suçlanır ve kaçak durumuna düşer. Daha sonra Kore’ye döndüğünde yine bir takım olaylar sonucu yolu, başkan adayı olan Jang Se Joon (Jo Sung ha)’un eşi Choi Yoo Jin (Song Yoon Ah) ile kesişir. Geçmişinin intikamını alabilmek için onun yanında korumalık görevine başlar. İnterpol tarafından arandığı için ismi değiştirilir ve Kim Je Ha ismini, K2 lakabını alır. Başkan adayının herkesten gizlediği kızı Go Anna (Im Yoon Ah) da olaylara dahil olunca, intikam ve aksiyon dolu olaylar başlamış olur.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Mary And Max / Animasyon Filmi

Kendime vakit ayırdığım bir cumartesi gecesi, elime kahvemi alıp film arayışlarına koyuldum. Uzun zamandır animasyon filmi izlememiş olmanın üzüntüsü ile listemde olan, çok merak ettiğim Mary And Max filmini izledim. Ve çok sevdim. “Cumartesi gecesi hüznü” dediğimiz duruma çok yakışan, soğuk havalarda kahve ile size eşlik edebilecek, “animasyonlar çocuklar içindir yeaa” diyemeyeceğiniz bir yapım. Biraz acayip bir cümle mi oldu? Olsun, çünkü film de öyle hissettirdi.


Konusu:
Mary Daisy Dinkle Avustralya’da yaşayan, alkolik bir anneye, sorumsuz bir babaya sahip, sekiz yaşında bir kız çocuğudur. Ethel adındaki horozundan başka arkadaşı yoktur, yalnızdır. Postaneye gittiği bir gün, oradaki New York adres rehberini görür ve karıştırır. Horowitz soy adını garip bulduğu, New York'ta yaşayan Max Jerry Horowitz isimli adama mektuplar yazmaya başlar. Max, Manhattan'daki dairesinde yalnız yaşayan, ruhsal problemleri olan asosyal, obez ve Asperger Sendromu olan bir adamdır. 44 yaşındaki Max, Mary'nin mektubunu alır ve cevap yazmaya koyulur. İkilinin mektup arkadaşlığı başlar..

Mary And Max, Adam Elliot'ın yazdığı ve yönettiği 1.5 saatlik stop motion filmi. 2009 yapımı. Imdb puanı 8.2. Filmin toplam yapım süresi 5 yıl imiş.

“Gülümsemeyi kafaya takma. Ağzım neredeyse hiç gülmez. Ama bu beynimin içinde gülümsemediğim anlamına gelmez.”

15 Kasım 2016 Salı

Jealousy Incarnate / Kore Dizisi

Çevirilerinin bitmesini 14 gözle beklediğim ve dayanamayıp 20. Bölüme gelmeden başladığım, son 2 bölümünü de merakla beklediğim “Jealousy Incarnate” dizisini tamamlayıp geldim. –Ne uzun bir cümle oldu değil mi?- Dizinin beni bu kadar heyecanlandırmasının sebebi Gong Hyo Jin’in ve Jo Jung Suk’un yeni bir dizi ile ve beraber dönmüş olması idi. Gong Hyo Jin’i “It’s Okay Thats Love” dizisinden beri takip ediyorum ve ne yapsa izlerim diyorum. Ki hatun boş iş yapmıyor zaten, her biri –bence- ayrı efsane. Jo Jung Suk ise “Oh My Ghost” dizisinden bildiğimiz “Şeeeb.” Bence bu adam hep romantik komedi yapsın ama hep yapsın, onu izlemek öyle güzel ki. Bu dizi ile de bunu tekrar tekrar kanıtlamış oldu zaten. Dizi ile ilgili rengimi belli ettim gerçi ama önce konusuna geçip sonra detaylı yorumuma gelelim.


Konusu:
Pyo Na Ri (Gong Hyo Jin) saygın bir kanalda, sözleşmeli olarak hava durumu sunuculuğu yapmaktadır. Ve kanalın popüler haber sunucusu Lee Hwa Shin (Jo Jung Suk)’e 3 yıldır platonik olarak aşıktır. Bir türlü Lee Hwa Shin tarafından kabul görmeyen aşkı durulmuşken, Lee Hwan Shin’in yakın arkadaşı Ko Jung-Won (Go Kyung-Pyo) ile tanışır ve bu 3’lü arasındaki aşk savaşı başlar.

12 Kasım 2016 Cumartesi

Nothern Limit Line / Kore Filmi

 Geçtiğimiz cumartesi akşamı gemileri yakmış, art arda beklettiğim filmleri tüketeyim diyerek hazırlıklarımı yapmıştım. Daha önce gördüğüm ama izlemeye fırsat bulamadığım Yeonpyeong haejeon - Nothern Limit Line / Kuzey Sınır Hattı filmini izlemeye koyuldum. Türü itibari ile başıma neler geleceğini biliyordum lakin her şeyi göze alarak başladım izlemeye..
Konusu
“Yeonpyeong-do yaşanan gerçek bir hikâyeye dayanan, ülkeleri için cesaret ve sorumluluk gösteren genç askerlerin hikâyesi.”
–Alıntıdır.

8 Kasım 2016 Salı

Bukalemun Dünya

Bugün size bukalemun insanların yaşadığı o dünyadan bahsedeceğim. Renk değiştirir gibi insan değiştiren, bulundukları ortamın şeklini alan, dilleri boylarından daha uzun olan insanların yaşadığı dünyadan. Ben o insanların bu dünyada değil de; yaşadığımız gezende varlıklarını sürdüren, kendi isimlerini verdikleri dünyalarında yaşadıklarını düşünüyorum. Bu dünyada ki varlıkları sadece gösteri, şov yani.

Kalabalık insan ortamından hep kaçmışımdır. “Etrafında 2 3 kişi olsun sana yetsin” taraftarıyım. Karışık, kalabalık, karmakarışık ortamlara girdiğimde içim sıkılıyor. Çünkü insanların; onları sevdiğin gibi seni sevmediğini, onları düşündüğün gibi seni düşünmediklerini biliyorum. E, zaten çevrendeki 2 3 kişi bile “bazen” bunu beceremiyorken kişi sayısını çoğaltıp durumunu zorlaştırmaya ne gerek var? İnsanlardan kaçmak değil de uzak tutmayı seviyorum birde. Artistlik yapıp, şekil şükela ile kimseyi kendine düşman etmenin bir anlamı yok. Anlamı yok da.. Dostun olamayınca düşmanın olmak istiyor insanlar. Sende sonra kendini amaçsız bir savaşın içerisinde buluyorsun ne gerek var? 

5 Kasım 2016 Cumartesi

Madaari / Hint Filmi

En sevdiğim gün şüphesiz cumartesi.. Bunun en büyük sebebi doya doya film keyfi yapabiliyor olmam.. Hafta içi neler çektiğimi biliyorsunuz. Evet afacanlardan bahsediyorum. -Bu aralar seriyi de boşladım gibi, son gelişmeleri de yazacağım en kısa zamanda- Geçtiğimiz Pazar günü çok güzel bir mail aldım ve izlemem için Madaari filmi önerildi. Bütün hafta boyunca bugünü bekledim ve filmi az önce tamamladım. İyi ki bugünü beklemişim hafta içi o yorgunluk ile izlese idim bu kadar etkilenmeyecektim büyük ihtimalle.. Uzamaya başlayan sohbetimi keserek önce konusuna sonra da yorumuma geçiyorum.



Konusu:
Nirmal oğlunu bir köprü kazasında kaybetmiştir. Bu kazanın sorumlularını bulmak ve onlardan intikamını almak için bakanın oğlunu kaçırır. Gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını isteyen Nirmal, bakanın oğlu ile birlikte hedefi doğrultusunda ilerlemeye başlar..



Kulağa inandırıcı geliyor ama dinlemesi üzücü bir hikaye..

31 Ekim 2016 Pazartesi

Mim / Hayallerimiz Ve Biz

Başucumdaki blogunun tatlı sahibesi Destino hayallerimiz ve biz mimine davet etmiş beni.. Geç de olsa davetine icabet edip cevaplayayım istiyorum. Biliyorum ki yapmayan kalmadı ve yine biliyorum ki en son ben yapıyorum. Ama olsun beni de böyle sevdiniz değil mi?:) Düşen çenemi tutarak bu kısa ama tatlı mime geçiyorum hemen..


29 Ekim 2016 Cumartesi

Barfi- Aşkın Dile İhtiyacı Yoktur / Hint Filmi

Haftanın filmi ile geldim bugün. Bu yazılması gereken yazı haftalar, aylar, yıllar sonra yazıldığı için biraz üzgünüm gerçi.. Çünkü Barfi bu kadar geç izlediğim için büyük pişmanlık duyduğum bir film.. Yıllar önce hatırlıyorum sinemaya film izlemeye gittiğimde “yakında vizyonda” panosunda görmüştüm. -Tabi o zaman Hint filmleri hakkında fazla bir fikrim yok.- “Sağlam filme benziyor mutlaka izleyeyim” deyip unutmuştum bir köşede. Çok sonra malum ortamda denk gelmiştim ve yarısına kadar izlemiştim.. Daha sonra neden bilmiyorum ama yarım bırakmıştım. Geçtiğimiz haftalarda artık tamamlamalıyım diyerek tekrar izledim ve pişmanlığım gün yüzüne çıktı. Filmi duymayan kaldı mı bilmiyorum ama ben izlemeyenler ve bilmeyenler için konusu hakkında bilgi vererek detaylı yorumuma geçeceğim.

Konusu:
Barfi (Ranbir Kapoor) hem işitme hem de konuşma engelli bir gençtir. Shuriti (Ileana D'Cruz) Adında genç Bir kıza aşıktır Fakat Shuritinin ailesi onun normal bir erkekle evlenip iyi bir mutlu hayat kurmasından yanadır. Barfi bu umutsuz aşktan yorulmuş yepyeni bir hayata başlamıştır. Bu arada Jhilmil (Priyanka Chopra) adında yeni bir sevgilisi de olmuştur. Fakat polis tarafından da aranmaktadır tam bu dönemde tekrar karşısına çıkan Shuriti bütün dengelerini alt üst etmiştir. Artık Barfi bir seçim yapmak zorundadır..

Sinemalar.com'dan aldığım konusu bu şekilde..  Ben anlatırsam çok fazla spoiler dolabileceği için bu seferlik böyle bir yolu seçtim.

20 Ekim 2016 Perşembe

Kaichou wa Maid-sama / Anime – Manga Yorumu

Bugün Kaichou wa Maid-sama animesi- mangası ile geldim. Animesi izlediğim -sanırım- 2. Anime.. Mangasını da geçtiğimiz haftalarda bitirdim. Konusuna değinip 2sini de yorumlayacağım. Elimden geldiğince..


Konusu:
Seiga Lisesi daha önce erkek lisesi iken, karma liseye dönmüştür. Erkek sayısının fazla olması sebebiyle kızları korumak isteyen Ayazawa Misaki öğrenci konseyi başkanı olmuştur. Sert ve kuralcı olan Misaki okul çıkışlarında Maid Latte cafesinde çalışmaktadır, bunu da okuldaki herkesten saklar. Sebebi, cafenin kuralları gereği hizmetçi konseptine göre müşterilerine hizmet vermesidir. Okuldaki imajının bozulacağından korkan Misaki bunu herkesten gizlerken okulun altın çocuğu Usui Takumi’ye yakalanır ve bütün hayatı değişir.

26 bölümden oluşuyor. O kadar şirin bir anime ki.. Size kahkahalar attırıp, kalbinizi çarptırıp, bazen de gözlerinizin dolmasına sebep oluyor. İzlediğim ilk yapımlardan olması nedeniyle de yeri bende ayrıdır. Hatta shoujo türünde anime izleyen çoğu arkadaş da aynı yorumda bulunacaktır çünkü cidden türünün sağlam animelerinden.

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kısa Sohbet / Mim - Mimlendim!

Uzun zamandır düzenli yazı girememek ile birlikte yazı da yazamıyorum.. Önceden yoğun da olsam uyumadan önce yada uyanınca bir yerlere notlar alır ufak tefek karalamalar yapardım şu anda hiç biri yok.. Sanırım son zamanlarda en çok canımı sıkan şeylerden birisi de bu.. Facebook da telefonumun başına bir haller geldiğinden bahsetmiştim.

Söylemiştim daha önce çocuklar ile ilgilendiğim için yanımda telefon taşımayı sevmiyorum. Her ne hikmetse o anda bizim yeni bir ufaklığımız var kendisi 1.5 yaşında.. Onu uyutmaya çalışırken telefonumu yanıma koydum. Daha sonra bizim kız uyumayınca çıktım odadan, telefonum yatağın yanında idi. Ben çıktığımda o 5 dakikalık arada bizim arkadaş yatağı toparlamak için giriyor sınıfa.. O arada “görmeyip” basıyor üzerine.. Tabi bundan “onunda” benimde haberim yok. Sonra ben dönüyorum sınıfa telefonu kaldırıp dolabın üzerine koyuyorum “çocuklar almasın“ diye.. Hiç de bakmadım bir şey var mı, çaldı mı telefonum.. 2 3 saat sonra bir baktım açılmıyor. Şarjı mı bitti acaba deyip taktım ama yok yine açılmıyor. Zaten en az % 40 50 şarjı olmalı idi. Neyse içimde bir şüphe ama bilmiyorum başına ne geldiğini de..

Sonra ertesi gün kamera kayıtlarından izledim. Ben çocuk gelecek oynayacak filan diye bekliyorum. Bir baktım hatuncuk üzerine basıp geçmiş.. O anda ben iptal idim zaten.. Sonra onu çağırdım, izlettim filan da.. Şimdilik telefonumun akıbeti belli değil. Bu hafta tamire vermeye çalışacağım bakalım neler olacak..

5 Ekim 2016 Çarşamba

Senden Sonra Ben / Kitap Yorumu

Hikayelerin mutlu sonla bitmesi için yola devam etmek gerekir..


Beni tanıyıp da Senden Önce ben hayranlığımı bilmeyen var mı? Yok değil mi? İşte bu hayranlık ile 2. kitabın çıktığını duyar duymaz koştur koştur almaya gittim ve elime alır almaz aşk yaşamaya başladım. (Gözlerimin dolduğunu itiraf edeyim.) Neden bilmiyorum bazı eşyalar, şarkılar, filmler, kitaplar ile böyle özel bağlarım oluyor. Çok sevmeyi sevdiğimden mi acaba? Neyse.. 
Senden Önce Ben kitabının konusunu bilmeyen kaldı mı bilmiyorum ama senden sonra ben devam kitabı olduğu için hakkında spoiler vermeden nasıl anlatacağım inanın bilmiyorum. 
Umarım başarabilirim diyerek konusuna geçiyorum.

Will’in yokluğunun ardından 1.5 yıl geçmiştir ve Lou onsuz hayatına devam etme savaşı verir. Havaalanında korkunç bir işte çalışıyor, boş bir apartman dairesinde yalnız yaşıyordur. Will’in istediği gibi hayallerinin peşinden koşamıyor, cesurca yaşayamıyordur. Bir gün karşısına kimsenin bilmediği, Will ile bağlantısı olan biri çıkar ve Lou’nun hayatı yeniden şekillenmeye başlar..


Spoiler vermeden sanırım bu kadar anlatabiliyorum kitabı.. İlk kitabı okumamın üzerinden uzun zaman geçtiği için bu kitabı alır almaz ilk kitaba tekrar başladım. Bitirip aynı hisler ile beraber 2. Kitaba geçtim. Kitabın başlarında Will’in ismini her okuduğumda anlamsız bir şekilde kalbim acıdı. –Anlamsız değil aslında.. Yaramız derin-  Sonraları kitaba devam ettikçe öfkelendim. Ortalarına geldiğimde ise bu kitabın sadece –devam kitabı çıkmış olsun diye- yazıldığını düşünmeye başladım. Ve bir süre kapağını kapattım.. Sonraları kitap aklıma düştü ve hislerimi bir kenara bırakıp kitabı tamamladım. Şunu söyleyebilirim ki düşüncelerim değişti. Beni “senden önce ben” kadar etkilemedi ama okuduğuma pişman da değilim. 3. Kitap gelebilecekmiş gibi bitti. Bilemiyorum.. Lou ve Will esas noktaydı benim için, 3. Kitabı çıkarsa böyle koşarak gitmek gibi bir his olmayacak içimde sadece onu biliyorum.

Bu kitabı alırken ki düşüncelerim içeriğinin “Acaba Will hasta olmasaydı nasıl bir ilişkileri olurdu” veya “Will yine hasta olsaydı ama o tercihi yapmasaydı gelecekleri nasıl olurdu” durumları üzerine yoğunlaşılacağı yönündeydi. Ama kitapta bambaşka bir hikaye var bunu söyleyebilirim.

Son yorumuma gelirsek benim okurken şekilden şekle girdiğim, duygudan duyguya koştuğum, Will’i özlediğim bir kitap oldu. Sevdim mi sevdim ama ilk kitabın verdiği hisleri veremedi.. Yine de kalbimin tanıdığı hikayeyi sonlandırdığı için mutluyum.

Yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum çünkü yazım dili ve tarzını seviyorum.  Bir artı bir, sevgilimden son mektup.. Önerileriniz varsa alabilirim bu konuda.

Şuanda sırada bekleyen bir çok kitap var elimde ama gözüm hala dışarıda.. Ve vakitsizliğimde tabi.. Sanırım çok yaygın bir durum bu kitap okumayı düşünenler için :) 

Sevgilerim ile..

3 Ekim 2016 Pazartesi

Akela’nın Çocuklar İle Maceraları 2

Seriye yazacak maceraları biriktirdiğime göre yazabilirim sanırım. Öyle zor bir haftadan çıktım ki.. Biraz da bunun etkisi ile yazacağım olan biteni..

Çocukları sevmeyenimiz yok bildiğim kadarıyla.. Hatta bazen öyle ki bazılarını alıp bağrıma sokmak istiyorum mesela: Emir, Adaşım, 2014 gibi.. Ama bazen öyle şeyler oluyor ki.. Sabrınız sınanıyor, kaçıp gitmek istiyor ama en fazla lavaboya kadar gidebiliyorsunuz. Bugün onlardan bahsedelim biraz.

Bu işe başladığımdan beri yaşadığım en zor hafta 2 hafta öncesi idi. Benim yanında olduğum öğretmen arkadaş yıllık iznine çıkınca 1 hafta boyunca sınıf bana kaldı. 9 adet öğrenciden bahsediyorum. 3 tanesi 2 yaşında diğerleri 3.. Birde stajyer var yanımda ama onunda ilk haftası.  Çocukları tanımıyor ne yapacağını bilmiyor vaziyette.. Sınıfta yaş sorunumuz olduğu için ders yapamıyorum. Resim yaptırmak istesem 2 yaşlarda oturuyor yapıyor ama belli bir süre, sonra sıkılıp kalkıyorlar. Ben onları kaldırsam diğerleri de kaçıyor hemen. Oyun oynatmak istesem hepsi oynuyor da bu sefer tuvalet sorunları başlıyor. Öğle yemeği, bebişlerin uykusu, eve gitme saatleri derken.. Yorgunluktan ve koşuşturmaktan bütün kontrolüm kayboluyor..

1 Ekim 2016 Cumartesi

Khoobsurat / Hint Filmi

Daha önce izlediğim yazısı ise şimdiye nasip olan 2014 yapımı “Khoobsurat” filmine geldi sıra. Son haftalarda çok fazla yapım izleyemediğim için eski izlediklerime yöneldim ve çerezlik bir film ile geldim. Çok uzatmadan hemen konusuna geçeceğim çünkü çenem düşünce uzuyor da uzuyor giriş cümlelerim..

27 Eylül 2016 Salı

W-Two Worlds / Kore Dizisi

Yeni bir dizi yorumu ile geldim, hem de Kore dizisi. Biliyorsunuz ki dizi izlemeye bir süredir ara vermiştim.. Tekrarlanan senaryolar, oyuncu seçimlerine pek ısınamamam ve en büyük sorunum vakitsizlikten muzdarip idim. Buna rağmen çevirilerinin bitmesini beklediğim diziler vardı W dizisi de onlardan biri. Bayramda ki 9 günlük tatili ve çevirilerinin bitmesini fırsat bilip kuruldum diziyi izlemeye.. Birçok izleyici gibi beni de kendine bağlayan bu dizinin, konusundan bahsedip yorumuma geçiyorum.


Konusu:
Oh Sung Moo (Kim Eui Sung)W isimli webtoon (Kısaca webtoon Kore’lilerin internetten yayınladıkları çizgi romanlara denir. Japonların mangası gibi)’un yaratıcısıdır. W herkesçe bilinen, merakla beklenen bir webtoon haline gelmiştir, Oh Sung Moo da bu sayede ünlü bir webtoon yazarı olmuştur. Alkol sorunu vardır. Bir gün W’nin başrolü -Kang Chul’u- (Lee Jong Suk) öldürerek webtoon’a bir son vermek ister ama Kang Chul ölmek istemez ve webtoon yazardan bağımsız bir şekilde işlemeye başlar..

Oh Yeon Joo (Han Hyo Joo) ise Oh Sung Moo’nun kızıdır ve kardiyoloji doktorudur. W fanıdır. Babasından haber alamadıkları bir gün aramak için atölyesine gider ve orada Kang Chul tarafından W’ye yani webtoon dünyasına çekilir.

22 Eylül 2016 Perşembe

Dengeki Daisy / Manga Yorumu

İlk manga yorumum ile geldim, nedense çok heyecanlıyım yahu.. Manga, profesyonel olduğum bir alan değil, yeni olduğumu bile söyleyebilirim başlama tarihimi biliyorsunuz gerçi.. Animeler ile içli dışlı olup manga okumaya başlamama sebebim siyah beyaz olmaları -ne saçma değil mi?- ve okuma şeklinin sağdan sola doğru olması idi. “Kesin beynim yanar benim, karıştırırım” diye düşündüğüm için ertelemiştim sürekli. –En büyük hatalarımdan birisi imiş-

Yazacağım manga okuduğum ilk uzun soluklu manga, o yüzden de yeri ayrı oldu bir yerde.. Yeni başladığımda söylediğim gibi okuma şekline ve tarzlarına alışmak için hep one-shot yani tek bölümlük mangaları okuyordum, sonra inat ettim ve 75 chapter/ bölümlük bu keyifli mangaya başladım.

Konusu:
Ailesinden geriye kalan son kişi olan abisi, ölmeden önce Teru’ya acil durumlarda, kendini yalnız hissettiğinde, birine ihtiyacı olduğunda araması için “Daisy” isimli birinin numarasını verir. Abisinin ölümünün üzerinden yıllar geçer o zamandan beri Daisy ve Teru çok güçlü bir bağ ile birbirlerine bağlanmışlardır. Sadece mesajlaşma üzerinden iletişim kurdukları için Teru, Daisy’nin yüzünü görmemiş, sesini duymamış, kim olduğunu bilmemektedir. Teru bir gün yanlışlıkla okulun camını kırar ve kimsenin görmediğini düşünüp oradan uzaklaşır ama onu gören biri vardır. Okulun hademesi Kurosaki. O günden itibaren Kurosaki, Teru’yu camın parasını ödemek için yanına –kölesi olarak- alır ve hikaye başlar.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Gökyüzünden Yeryüzüne..

Bu seferki yazımda geçtiğimiz haftalarda yaptığım bir buluşmadan bahsedeceğim size. Yine bir dost buluşması.. Tanıştırayım kendisi bulutlu hatun. -bulutluedy- 


İlk muhabbetimiz twitter da başlamıştı. Hem bulutlara olan hastalığımız ve Kore dizileri bağlılığımız ile birlikte.. Sonra zamanla diğer sosyal medya hesapları, numaralar, saatlerce süren sohbetler derken.. İstanbul’a geleceğinin planlarını yapıyorduk aylar öncesinden.. Sonra o gün geldi ve buluşmak için sözleştik. –Yazarken bile heyecanlandım iyi mi- Hafta sonuna plan yapamadığımız için Cuma gününde anlaştık. Benim için tek sıkıntı okuldan erken çıkabilmekte idi. İzin konusunda sorun yoktu da.. 

Bizim minnak adaş biliyorsunuz bırakmıyor peşimi. Lavaboyu bile kullandırmıyor o derece. Bende saatimi ona göre ayarlayıp tam bizimki uykusunu almış uyanmak üzere iken aldım çantamı ve topuk. Azıcık üzüldüm çıkarken ama.. Gerçi yol boyu konuştum diğer öğretmen arkadaşla.. Ağlamamış hiç. Aferin kuzuma..

17 Eylül 2016 Cumartesi

Train To Busan/ Kore Filmi

Klasikleşmiş hafta sonu film önerisine bugün; 2016 Kore yapımı, gerilim, zombi türündeki “Train To Busan” filmi ile geldim. Yazıyı da filmi izledikten 20 dakika sonra yazıyorum ki hislerim olduğu gibi eklensin buraya..  Kore filmlerinin dizileri kadar başarılı olmadığını hepimiz biliyoruz artık ama bu film o filmlerden değil. Benim için Kore filmi öner dediğinde 2. Sıradadır artık. 1. Sıra tabi ki 7.Koğuştaki Mucize.. Filmin konusundan bahsederek yorumuma geçiyorum.


Konusu:
Virüs salgını bütün ülkeyi etkisi altına alır. O sırada Seoul’den Busan’a giden yolcular, zombiler ile trende sıkışıp kalırlar. Ve hayatta kalma savaşları başlar. Imdb puanı 7.9. Başrollerinde Gong Yoo, Jung Yu-Mi,  Dong Seok Ma ve çocuk oyuncu olarak Soo-An Kim var.

12 Eylül 2016 Pazartesi

İyi Bayramlar!

Çocukluğumda ki bayramları hatırlamaya çalışıyorum. Yeni alınmış bayramlıklarımı katlayıp başucuma koyduğumu, sabah heyecanla giymek için erken uyandığımı, bayram coşkusuyla yapılan kahvaltılarımızı, harçlık koparmak için yaptığımız itiş kakışlı bayramlaşmaları..

Şuraya bayrama özel minnak Akela ekleyelim :) 

O zamanlarda aile apartmanında oturuyorduk. Dayımlar, teyzemler ve biz. 3 katlı binamızda her bayram dayımlarda aile kahvaltıları yapılırdı. Ve o günleri hatırladığımda aklıma gelen ilk tat da kıymalı börekler olur. Ne alaka bilmiyorum. Normal bir insanın baklavayı özlemesi gerekirdi. Evinden pek çıkmayı sevmeyen ben bayram kahvaltılarını severdim. Akraba ziyaretleri yaptığımda, annemin eskiden yaşadığı evdeki komşularıyla bayramlaşmayı da severdim. Pek haz etmediğim insanlar bile bayramlarda can gibi gelirdi bana. Kuzenlerim ile beraber toplanıp şeker poşetleriyle gezdiğimiz zamanları da hatırlıyorum da.. Şimdi ki gibi “evde yok de, evde yok de” demezdi kapısını çaldığımız insanlar. Ki bizde hep tanıdıklara giderdik. –Ya da ben aşağıda dururdum, işte bunlar hep utangaçlıktan. Gerçi benim o gezmelerim de hep annemin zoruyla olurdu. Çekingenliğim hala geçmiş değil-

8 Eylül 2016 Perşembe

From Five To Nine / Japon Dizisi

İlk Japon dizisi yorumum ile geldim. Japon dizileri, Kore dizileri gibi hemen çevrilmiyor, bölümlerin gelmesi biraz uzun sürüyor. Bu dizide aylar önce videosuna denk geldiğim, Yeppudaa’da çevrildiğini görünce havalara uçtuğum ama 3. Bölümden sonra haftalarca devamının gelmesini beklediğim bir dizi. Sonunda beklediğim dizinin çevirileri bitti ve bende ayıla bayıla bitirdim diziyi. Konusuna gelerek dizi yorumuma geçeceğim hemen.

Konusu:
Junko Sakuraba(Satomi Ishihara) New York’ta çalışma hayalleri kuran, ingilizce speaking hocası olarak ELA(english language academy)da çalışan, 29 yaşında bir hatundur. Bir gün cenaze töreni sırasında kaza ile ölünün küllerini o sırada dua etmekte olan keşişin üzerine döker. Daha sonra ailesi Junko’nun görücü usulü randevuya gitmesine karar verir ve gittiğinde karşılaştığı adam üzerine külleri döktüğü keşiş Takane Hoshikaw(Tomohisa Yamashita )’dır.

5 Eylül 2016 Pazartesi

Akela'nın Çocuklar İle Maceraları

Yepyeni bir seri ile geldim bugün, heheyt. Aslında günlük serimin içerisinde okuyordunuz bu konuyu ama ayırmak sanırım daha doğru olacak, günlük serisinde daha bir içime döneyim diyorum.. Ayırmaz isem çocuklardan bana sıra gelmiyor. Bu seride keyifle okuyacağınızı düşündüğüm yaşananları anlatayım istiyorum. Mesela..


29 Ağustos 2016 Pazartesi

Günlük Gibimsi 6

Döndüm. Uzun zaman oldu değil mi? Son zamanlarda ki gelişmeler yordu beni.. Kelimeler çıkmak istese de ağzımdan yazıya dökmeye gücüm yoktu. Bende bol bol yalnız kaldım, içimle konuştum. Güç topladım ve geldim. Geçtiğimiz hafta zaten yoğun olan hayatım "misafir" baskını ile daha bir yoğunlaştı. Konuya balıklama daldım gibi oldu sanırım toparlayıp öyle gireyim.


Geçen hafta gece 02.30 3.00 gibi.. Uyuyoruz babamın telefonu çalıyor. -Evet, o saatte- Gece çalan telefondan hayır gelir mi? Daha önce "alamancı teyze krizi" yazımda yazdığım teyzemin oğlu ve onun 2 çocuğu gelmişler. “Biz geldik” diyorlar. Evi arıyorlarmış gecenin yarısı. Bizim ev birden ayaklandı tabi.. Bende ertesi sabah işe gideceğim ama ölüyüm yani, gözlerimi açamıyorum zaten.. Böyle zamanlarda çenesi düşen uykum aynen şöyle söyledi bana: -Aklını ekmek peynir ile yemedi isen yat kızım, bu muhabbet 4ü 5i bulur- Ama evimizin direği babacığım onları eve alıp, uykusuna devam etmeye geçmiş bile. Seslere uyandığında, odasından yat borusunu çaldığında duydum. Bende yarı uyuyor yarı uyanık bir şeyler duyuyorum ama uykum ile daha fazla savaşmadan dalıyorum rüyalara.. Sabah yoğun bir tempo beni bekliyor çünkü.

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Sultan / Hint Filmi Yorumu

Yine uzun bir ara oldu değil mi? Bu aralar sizin kadar beni de yoruyor.. Bu sefer haklı sebeplerim vardı ama.. Günlük gibimsi serisinde bahsedeceğim hepsinden, hak vereceksiniz umarım. Yine bir cumartesi geleneği olarak film yazısı ile gelmiş bulunmaktayım. Bu sefer ki filmin birde bana “ders vererek, kendimi hatırlatması” oldu. Bu ne demek diyecek olursanız şöyle anlatacağım.

Normalde bilirsiniz Hint filmleri ülkemizde çok fazla vizyona girmez.. İlk defa yakından takip ettiğim bir filmin ülkemizde de vizyona gireceğini öğrendim. Nasıl bir mutluluk bende ki ama..  Filmi fragmanını izlediğimde şöyle bir tepki vermiştim hatta..


Daha sonra film vizyona girdi ve bende başladım planlar yapmaya dostlarım, arkadaşlarım ile.. Gideceğiz ya filme.. Normalde evimin olduğu cadde de sinema salonu var ama daha önce bahsetmiştim Teksas mahallelerinden birinde yaşıyorum diye.. Film izlerken, salonda telefonu çalan adamın zil sesinin “Ankara’nın bağları” olduğunu çok rahat öğrenebiliyorsunuz mesela.. Yada sevgilisiyle gelip film izlemek dışında her şeyi yapanlar olduğunu.. Yalnız film izlemenin zorluklarını vesaire.. Birde buralarda öyle özel filmler vizyona girmiyor –ticaret kafası işte!-  “Senden önce ben” filmi de girmemişti mesela, o yüzden kaybettim ya zaten! Neyse..

6 Ağustos 2016 Cumartesi

If I Stay – Eğer Yaşarsam / Film yorumu

Bollywood Hollywood, very very jolly good  (Badtameez Dil Şarkı sözü) Ne zaman Hollywood ile ilgili bir şey görüp duysam bu şarkı sözü aklıma geliyor bende onunla giriş yapayım istedim. Çok mu saçma oldu? :) Bu hafta Bollywood’dan değil de Hollywood’dan film getirdim size. Çerezlik filmler aradığım bir akşam If I Stay filmi ile karşılaştım. Hint filmlerini izlemek için daha fazla zaman ayırmak gerekiyor ya hafta içi akşam 3 saatimi ayırmak zor olabiliyor, bende daha kısa olması ve uzun zamandır Hollywood yapımı izlememiş olmam sebebiyle seçtim bu filmi. Konusundan bahsedeyim sonra yorum kısmına geçelim.

Konusu:
Mia Hall sevgi dolu bir aileye, ona aşık bir erkek arkadaşa, müzik ile dolu parlak bir geleceğe sahip, çello çalan 17 yaşında bir kızdır. Müzikal kariyerine Juilliard Konservatuvarda devam etmek ile hayatının aşkı Adam’ın yanında olmak arasında bir karar vermek zorunda kalır. Karlı bir sabah ailesi ile beraber yolculuğa çıkarken kaza yaparlar ve kendini yerde yaralı yatarken bulur. Komaya girmiştir ve hayatını kendi gözünden komada izleyecektir. Hayat ve ölüm arasında kalır. Bir yandan mutlu geçmişine bakarken bir yandan da belirsiz geleceği ile ilgili bir karar vermek zorundadır. 

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Noragami / Anime Yorumu

Bugün, 1 2 hafta önce bitirdiğim, yazısı şimdiye nasip olan “Noragami” animesi ile geldim. Her şeye ara verdiğim gibi animelere de ara vermiştim ki bu anime ilaç gibi geldi. Konusundan bahsedip yoruma geçiyorum hemencecik.


Yato başıboş gezen, 5 yen karşılığında insanların dileklerini gerçekleştiren eşofmanlı bir Tanrıdır. Yato’nun amacı bu paraları biriktirerek kendine tapınak inşa etmek ve saygınlık kazanmaktır. Şehirde insanlara musallat olan Ayakashi’ler (Araf da sıkışıp kalan, insanlara musallat olan kötü ruhlar/ canavarlar) ile savaşabilmesi için kutsal silaha ihtiyacı vardır. Kutsal silahı görevden istifa edince çömez bir ruh görür ve onu kutsal silahı yapar. Kılıca dönüşen silahına Yukine ismini verir. Bir gün yolda kamyonun altında kalmak üzere iken, Iki Hiyori isimli bir lise öğrencisi tarafından kurtarılır. Yaralanan Hiyori gözlerini açtığında kendini hanyou olarak bulur. İki dünya arasında sıkışıp kalmıştır. Olur, olmaz yerlerde uyuyakalarak ruhu bedeninden çıkıp özgürce dolaşmaktadır. Yato’dan kendisini düzeltmesi için dilekte bulunur ve bu 3’lünün maceraları başlar.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...