29 Nisan 2016 Cuma

Bad Guys / Kore Dizisi


İzlediğim dizileri de artık yavaştan yazmalıyım diyerek geldim bu sefer. Cheese in the trap dizisini izlediğim sırada çeviri beklemekten usanmış ve Park Hae Jin aşkıyla yanıp tutuşurken Bad Guys dizisine başladım. Öncelikle romantizm arayanlar için kötü haber! Çünkü içerisinde hiç romantizm yok. Türü suç ve aksiyon. Tam benim style yani. Romantizm damarlarım kabarmadığı sürece bu tarz yapımlara yöneliyorum. Seri katiller, gizem, psikolojik vakalar.. Bunları çözerken aldığım hazzı romantizmde alamıyorum. (Böyle karanlık bir tarafımda var ^^) Konusuna geleyim hemen:


27 Nisan 2016 Çarşamba

İLK MİM / KİŞİSEL BLOG YAZARLARI NE DÜŞÜNÜYOR?

İlk mim yazım ile geldim ben. Bu 2. Mimlenişim aslında.. İlk Mimlenişim sevgili Kore Fenomeni’nin "Yak-Yeniden Yaz-Tekrar Oku" mimi oldu. O konu hakkında biraz düşünmem gerektiğinden şimdilik yapım aşamasında..  Şu anda yazacağım mime de, aynı gün içerisinde 3 sevgili blogger arkadaşım tarafından (Valar Morghulis, Ause, Simurg'un Kalemimimlenince, hemencecik bu olaya el atmalıyım diye düşünerek, gece 3de yazının son noktasını attım. Heyecanlıyım, başlayalım^^


25 Nisan 2016 Pazartesi

Akagami No Shirayukihime / Anime Yorumu

Ne? Yeni bir anime yazısı mı yazmışım. Ne? Çok mu sevmişim.. O zaman hemen bahsedeyim konusundan..
Bu animeye zaten aşina olmalısınız, çünkü Sevgili Valar Morghulis (İlknur’cuğum) blogun da yazdı. Yazmadan çook önce bana önerisini yapıp izlettiği, benimde yazmasını beklediğim bir anime idi. O yazdığına göre bende anlatabilirim. ^^ 



Shirayuki eşsiz  kızıl saç rengiyle doğan, şifalı bitkilerle uğraşan bir aktardır. Ülkesinin prensi Raji Shenazard onun saç renginin methini duyunca haremine katılmasını ister. Buna karşı olan hatun kızımız upuzun saçlarını kısacık keser ve komşu ülkeye kaçar. Ormandan geçerken Zen adında bir çocukla tanışır. 
Daha sonra olaylar gelişir.
Kahramanlarımız: Zen, Shirayuki, Mitsuhide Rouen, Kiki (Zen’in sağ kolları ) ve Obi (ekibe sonradan katılır ) 


23 Nisan 2016 Cumartesi

Descendants Of The Sun / Dizi Yorumu

Son birkaç aydır adını her yerde sıkça gördüğümüz, herkesin ayıla bayıla izlediği Descendants of the sun dizisinin finalini de izleyip geldim.

Konusu:
Birleşmiş Milletlere bağlı bir Yüzbaşı(Yoo Shi Jin karakteri ile Song Joong Ki), özel bir hastane de çalışan hatun bir cerrah..(Kang Mo Yeon karakteri ile Song Hye Kyo) Yolları bir şekilde kesişen bu ikili aralarında ki elektriklenmelerin de sonucunda randevuya çıkmaya karar verirler. Ancak Yoo Shi Jin’in sürekli gizli operasyonlara katılması sebebiyle işler istedikleri gibi gitmez. Yolları ayrılır.. Daha sonra geçen zaman, gelişen olaylar sonucu aynı yerde karşılaşan ikilinin hikayeleri yeniden başlar..


21 Nisan 2016 Perşembe

Keşif Günü

Günler önce hazır havalarda çok sıcak değilken sevgili dostum ile hadi bugünü keşif ve fotoğraf günü yapalım diyerek düştük yollara. 

İkimizde Kore’ye takık olduğumuzdan, sürekli aklımızda olan Kore Mutfağına da el atalım dedik. (Gerçi onun için ilk değildi, daha önce Kore'li kankisiyle gitmişti -_-) Fatihte bulunan “Sopung-kore pasta ve yemekleri"ne gitmeye karar verdik.  Bulmakta zorlanacağımızı düşünsek de bulmak kolay oldu. Topkapı metrosundan indikten sonra İgdaş’a doğru yürüyün. Yokuş yukarı kaleyi takip edince 100 metre ileride bu küçük sevimli dükkanı görüyorsunuz.
Gerçekten görünüşü de içi de çok şirin. Özellikle dükkan sahipleri çok sıcak kanlılar. Baya ilgilendiler bizimle sağ olsunlar..

Facebook da ki sayfalarından alıntı..

20 Nisan 2016 Çarşamba

Yazın Başka.. Kışın Başka..

Bu nasıl başlık diyeceksiniz biliyorum ama okudukça oturacak taşlar yerine, sabır.. Uzun geliyorum çünkü ^^
Shrek animasyonunu biliyoruz hepimiz değil mi? Prenses Fiona’nın lanetini hatırlıyormuyuz peki? Heh işte ben onun yaz versiyonuyum.:D
Fiona’nın laneti nüks ettiğinde gece başka gündüz başka derdi.. Bende her yaz girişinde bu cümleyi kullanıyorum. Yazın başka kışın başka.. Baya baya başka bir Akela oluyor çünkü. Bu aylarda başlayan lanetim yaklaşık ağustos sonlarına kadar devam ediyor. Efenim bu lanet güneş alerjisidir. Yaklaşık 7 yıldır süren düzeyli bir ilişkimiz var kendisiyle.. Nisan sonu Mayıs başı gibi yani havaların ısınmaya, güneşin yakmaya başladığı zamanlarda gözlerimde şişip kaşınmaya başlıyor.. Durduramıyoruz efenim kendisini.

17 Nisan 2016 Pazar

Sanam Teri Kasam // Hint Filmi

Afiş çok güzel değil mi ya ?
Yine bir Hint filmiyle geldim efenim. Film arayışına geçtiğim cumartesi akşamı (yani dün) için saatler süren arayışlarım sonucu daha önce listeme aldığım “Sanam Teri Kasam” filmini seçtim. Konusu hakkında bilgim vardı. Normalde az da olsa spoiler yerim okurken, bu filmle ilgili özellikle yememeye çalıştım. Sonuç elimde mendiller, Allah da sizi bildiği gibi yapsınlar, keşke spoi yeseydim de çarpılmasaydımlar vesaire vesaire..  Aslında izleyeceğim dizileri, filmleri seçerken dramdan hep uzak dururum. Ama nasıl oluyorsa bir şekilde elim kolum çarpıyor drama. Zaten şu film yazılarıma geri dönüp baktığımda hepsi ağlatmalı, gözyaşılı.. Ah bilmiyorum bu konuda ne yapacağım.. Dizi film geçmişim sağlam olmasına rağmen hep dram filmleri denk geldi yazılarda.. Bir film daha var ki onu sonra yazacağım. Beni en çok ağlatan film konu başlığı ile.. Ama daha var ona çünkü bir dram daha yazarsam vurursunuz beni :D 
Konuyu çok dağıttığımın farkına vararak filmin konusuna ve düşüncelerime geçiyorum.

Saru çirkin olduğunu düşünen ve kimsenin evlenmek istemediği bir kızdır. Kız kardeşinin sevdiği ile evlenebilmesi için önce kendisi evlenmek zorundadır ve bu konu üzerinde büyük bir baskıdır. (Evin büyük çocuğu evlenmeden küçüğü evlenemez durumları..) Alt komşuları Inder.. 8 yıl hapiste yatmış tek başına yaşayan başıboş bir abimiz. Bazı yanlış anlamalar sonucu Saru evden kovulur ve Inder ona yardım eli uzatır. Inder, Saru’nun evine dönebilmesi için evlenmesi konusunda elinden geleni yapar. Sonrası ona gizliden gizliye aşık Inder, ve onu göremeyen Saru..

-Üzgünüm de..
-Üzgünüm..
Filmin konusu bu şekilde.. Beni derinden etkileyen bir film oldu. Hint filmi izlemeyi sevenlere gönül rahatlığıyla önerebilirim. Size duygusunu hissettiren bir yapım. Oyuncuları ilk defa izledim genel olarak beğendim. Yani gözüme batan bir durum olmadı. Zaten filmlerde bütünlüğe bakmayı seviyorum, bittikten sonra bile hala aklımdaysa benim için olmuştur.


Filmden aklımda kalan replik ise.. 
Boş veren insanlar birlikte yaşayamazlar..
Affeden insanlar birlikte yaşayabilir.

Ve evet bu filmde de birden bir şarkı çalmaya başlıyor ve dans ediyorlar :)) Hint filmlerinden bildiğim şarkıları zaten seviyor ve dinliyorum bu filmde de favori parçam budur.

...

Gifler Tumblr'den alıntıdır..

15 Nisan 2016 Cuma

Ay, Gözyaşı Mı O?

Gitmelere nasılda alıştık değil mi? O kadar normal ki terk etmeler, terk edilmeler.. Bir dost bir sevgili.. Fark etmiyor. İnsan olması yetiyor bu zamanda. Bu gitmelerde öyle bir normal karşılanıyor ki artık gözümüzde bir şey olmamış gibi.. Sanki hiç yokmuş gibi..

İnsan en yakınım dediğinin de gittiğini görünce kavrıyor gerçekleri. “Aa.. Gitmeler diye bir şey varmış demek. Nereye gitti? Ne zaman gelir.. Bekleyeyim mi? Geri dönebiliyorlar mı peki?” Sorularının içinde buluyor kendini. Cevabı ise bazen. Daha iyisini bulamazsa ya da biraz daha oynayacak vakti varsa dönüyor. Ama bir gitme daha var ki ne yapsan gelmiyor. Çağırsan, ağlasan, yalvarsan gelmiyor, gelemiyor. Ölüm deniyor ona. Normal gitmeler gibi değil. Getiremeyeceğini bildiğin halde gelsin istediğin, acı çektiğin. İnsan bunun bilincine varınca ölmeden gidenler acı vermiyor. Sonra neden “gidenlerine gözyaşı dökmüyorsun?” deniyor. Birde o: “gittim diye acı çeker, bir gözyaşı dökersin artık” diye düşünenler var ya, halt etmişler. Tirrekler. Yanındayken döktüğün gözyaşlarını biriktirse, giderken kendi arkasından dökebilecek kadar gözyaşı birikmiştir, hala konuşuyor olur.

11 Nisan 2016 Pazartesi

Senden Önce Ben

Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu..

Ben geldim! :) Bugünkü geliş sebebim size en sevdiğim kitaptan bahsetmek.. Yaklaşık 2 yıl önce okuduğum bu kitabın birde hikayesi var. Bahsetmek istiyorum çünkü kitap kadar önemli benim için.. Biraz uzun bir yazı olacak!

Kafamın karışık olduğu o dönemlerde okuduğum bu kitap o günlerdeki kaçışım, varışımdı.. Elim kolumdu hatta.. Çevremde ki herkese anlatıyorum, okutmaya çalışıyorum filan.. Kurstan bir –arkadaşım-la okuması için kitap takası yapmaya karar verdik. Yaptık da.. (Verdiği kitap Kahraman Tazeoğlu – Bukre // bu kitapta onun bir arkadaşınınmış okumak için almış yani..) Bende hevesliyim ya sevdiğim kitabı okuyacak birisi paylaşacağız düşüncelerimizi diyerek verdim güle oynaya.. 
Kurs bitiminde bizim yollarımız ayrıldı bu arkadaşla. Sosyal medyalardan görüşüyoruz tabi ama o kadar. Benimde kitaplar aklımdan uçtu gitti. Daha sonra kitaplarıma bakarken hatundan aldığım kitabı gördüm rafta ve dank etti kafama. Ee biz kitapları unuttuk? Tabi o kadar süre sonra kitap istenir mi istenmez mi soruları dönüyor kafamda. İşin kötüsü kızın kitabı bende. Vermek gerek bir yerde. (arkadaşınındı ya hani) Sonra ulaştım ve dedim ki: “kitabın vardı ya bende ulaştırayım sana. “ Demesin mi “ama ben senin kitabını bağışladım.”

Ve bana Güm!! diye bir şey indi yukarıdan.. Sonrası içimde yangın.. Tabi sorun değiller, yok canım niye üzüleyimler filan.. Ne diyebilirdim başka? (Yanlış anlaşılmasın diye açıklama ihtiyacı duyuyorum: Bağışlamaya kesinlikle karşı değilim istensin her konuda yardımcı olmaya çalışırım. Burada ki konu emanet..)

Ben böyle yanarken benim can yoldaşım bir dostum var. (14 yıllık bir dostluk bu lafta değil yani..) benim böyle üzülmeme kıyamamış ve gitmiş bana kitabı almış! Sonra bende hüzün ve sevinçle karışık gözyaşları, kitaba sarılıp uyumalar falanlar filanlar.. Çok uzattım biliyorum ama anlatmasam kitabın bende ki yerini anlayamazdınız.

O can'ın içi ben oluyorum, hihi ^^

7 Nisan 2016 Perşembe

Kamisama Hajimemashita / Anime Yorumu

İlk anime yazımı yazmaya geldim ben! Bir süre sonra buralar hep bu tarz yorumlarla dolacak. Biriktirdiğim ve yazmak istediğim o kadar anime, dizi, film var ki..

Ama ilkimin “Kamisama Hajimemashita” animesi olmasını istedim. Neden? İzlediğim ilk animelerden kendisi ve o zamandan beri Tomoe’ye (asıl erkekimiz) platonik olarak aşığım efenim. Evet. Bu animeyi izlemek için araştırırken hep aynı yorumla karşılaşmıştım: ”Tomoe’ye aşık olacaksınız!” öyle de oldu..  “Anime karakterine aşık olma hastalığı” diye bir hastalık var (anime izleyicileri bilirler)  ve bende o hastalığa yakalandım. Az çok çözdünüz beni bir şeyleri sevdiğimde anlatmaya doyamayan bir çenem olduğunu biliyorsunuz :) O yüzden bu durumun farkına varıp daha fazla uzatmadan tanıtımına geçeyim.

5 Nisan 2016 Salı

Yalnızlık Sek İçilir

Bu güzel Salı günü bir kitap yorumuyla geldim size. Şu anda yazacağım dahil toplam 3 kitabımın da bir hikayesi var. 3üde bana sevdiğim dostlarımdan hediye. Güzel bir tesadüf oldu bu hatta.. Bu bir seri olsun dosttan hediye kitaplar serisi.. (Bana kitaplarla gelen dostlarım var, yerim! :) )
Başlayayım mı?


2 Nisan 2016 Cumartesi

Hotaru No Haka / Ateşböceklerinin Mezarı


Uzun zamandır izlenecekler listemde olan “Hotaru no haka” animesi için yalnız kaldığım bir anı beklemedeydim.  Okuduğum yorumlarda hep bu yöndeydi. Bu güzel cumartesi günü de bu fırsatı bulunca hemen izlemeliyim diyerek, gerekli hazırlıkları da yaparak izlemeye başladım. Sonuç? Artık Cumartesi günü bu kadar güzel mi? Emin değilim.. Çünkü cidden dağıldım.. Animenin konusundan bahsederek yavaşça gireyim konuya.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...