19 Haziran 2017 Pazartesi

Chicago Typewriter / Kore Dizisi

Selam! Bugün yine, yine ve yine olduğu gibi dizi yazısı ile geldim. Dizi yazıları yazmak benim için çok özel ve yazması uğraş gerektiren bir konu.. Dizileri izlerken kapılıyorum çünkü.. Sonrasında not almayı unuttuğum noktalar ve yazma zamanı geldiğinde diziden kopma durumları yaşıyorum. Bu sebeple kendime gün belirleyerek fark ettiniz mi bilmiyorum ama Pazartesi günlerini dizi yazılarıma ayırdım. Hafta sonumu dizi yazılarımı planlayarak geçiriyorum. Hoş.. Dizilerden başka bir şeyler yazamıyorum şu sıralar ama geçici olan bu durum en kısa sürede düzelecek. Umuyorum. Bugünün dizisi de Kore dizileri ile aşina olan herkesin duyduğu, bir şekilde ilgisini çeken, son günlerin popüler dizisi Chicago Typewriter.. 

Tür: Fantastik, Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 16


Konusu: 1930'lu yıllarda Japon sömürgesinde yaşayan bir grup yazar reenkarne olarak çok satan popüler bir yazar olan Han Se Joo'ya (Yoo In Ah), o yazarın önce fanı sonra anti-fanı olan Jeon Seol'a (Lim Soo Jung) ve gizemli bir hayalet yazar olan Yoo Jin Oh'ya (Go Kyung Pyo) dönüşürler. 1930'lu yıllarda bağımsızlık harekatının üyeleri olan bu yazarların o dönemdeki savaşlarını ve reenkarne olup yeniden karşılaştıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Ve tüm bunları bir kitapta toplama çabalarını..



Konusunu nasıl anlatacağımı inanın bilemedim. Detaya girmeden anlatmak isteyip kısa kesmek de istemedim. Ama izleyenler anladı diyorum. Dizi 13. bölümüne geldiğinde izlemeye başladım ve bundan ziyadesiyle memnunum. Bekleme yapmadan, sakin sakin izleyip finalledim. 2 3 kere zorunlu ara vermek zorunda kalıp diziden ayrı kaldım ama yine de dizi öyle bir havaya ve kurguya sahip ki.. İzlemeye devam ettiğim an da diziden soğumadan yapmadan devam etmiş oldum. 



Dizinin senaristi ile ilgili söylemek istediğim ise.. Jin Soo Wan. Kendisi Kill Me Heal Me dizisinin senaristi. Bu diziye başlamak için başka bir sebebe ihtiyacınız var mı ki? Hatunun o senarist olduğunu duyduğumda tamam dedim başka bir şeye gerek yok, mutlaka izliyorum ve tabii ki yanılmadım. Kaleminin kuvveti, kurgusu yine hayran bıraktı beni kendine.


Öncelikle oyunculardan bahsedecek olursak.. Yoo In Ah yanılmıyorsam ilk defa izlediğim bir oyuncu. Çok sevildiğini biliyordum ama neden olduğunu bilmiyordum. Başta anlamsız gelen bu sevgiyi diziyi izledikten sonra anladım. Adam oynuyor. Ses tonu, mimikleri.. Tamam işte. Özellikle 2 dönemdeki hareketlerini de gördükten sonra bu karara vardım çünkü aynı kişi de olsalar çok net görebiliyordunuz mimiklerini, farklılıklarını.. Çok yakışıklı, efsane yakışıklı bir oyuncu diyemem ama 1930'lardaki görüntüsü gözümün önünden gitmiyor. Nasıl bir büyüyse.. Diziyi izleyen ve bu konuda benimle aynı fikirde olmayan yoktur sanırım. Ciddi ciddi o hallerine aşık olmuş olabilirim. Öhö öhöm. 


Hatunu yani Lim Soo Jung'u da ilk defa izledim. Başlarda çok beğenmesem de garipsemedim. Ama son 3 bölümde yapabileceği ne varsa yaptı ve bütün duyguyu hissettirdi. Memnun kaldığımı söyleyebilirim. Daha önce I'm Sorry I love you dizisinde oynamış.. Diziyi izlemediğim için bir karşılaştırma yapamayacağım. Diziyi izleyenler varsa karşılaştırma işini sizlere bırakıyorum.


Son olarak Go Kyung Pyo'dan bahsedeyim. Jealousy incarnate dizisinde izleyip ikinci adamlığına hayran kalmıştım. Diziyi izlerken uzun bir süre 2 erkek arasında kararsız kalıp üzülmeme sebep olmuştu. Burada da öyle.. Yine nasıl güzel seviyor. Bu sevgi gösterilerinin yanında birde şebek şebek hareketleri yok mu.. Tam bağra basmalık bir karakterdi. Çok benimsedim, çok sevdim. Ve çokta kalbim kırıldı.. 12. bölümün son sahnesi diyor başka bir şey demiyorum.


Diğer oyuncular hakkında genel düşüncelerim olumlu yönde.. Sadece Baek Tae Min karakterindeki Kwak Si Yang beni biraz düşündürdü. Sinirlenmesi, saykolaşması gereken yerlerde sesini kontrol edemediğini ve gerekli tepkileri veremediğini düşünüyorum ağzını çok fazla boş boş açtı.. Yani.. Neyse. Normalde kendisini severim ama burada hafiften gözüme battı. 


Dizi kitap kurtları için birde şahane bir görsel şölen sunuyor. Duvardan duvara kitaplıklar, her evde mutlaka bir kitaplık olması.. Ve dizinin içine yerleştirilen her cümlesi not edilesi replikler.. Diziye dair o kadar çok not ve kolaj hazırladım ki.. Ayıklamak çok zor oldu benim için. Öyle şahaneydi. Bu diziyi izlemek gerçekten bir romanı okumak gibiydi.. Ve böyle bir yolculuğa çıktığım için çok mutlu oldum. 


"Güller çiçeklendiğinde ve kalbin pır pır ettiğinde bahşet o gülümsemeni bana.. V
arsa söylemen gereken bir şarkı söyle hemen..
Battığında güneş çok geç olacak söylemek için şarkını.. Söyle şarkını..
Hemen şu anda.."

Dizinin ostlarından da bahsedeyim. Her biri birbirinden özel ve dizinin o melankolik, romantik, komik kısımlarına nokta atışı olmuşlardı.. En çok hangisini sevdim, hangisinin yeri ayrı onu bile bilmiyorum, hepsini çok sevdim. Ama en en özelleri Ost3 ve herkesin sevdiğini düşündüğüm Ost1 oldu. Ve birde Jeon Seol'un yani geçmiş dönemdeki ismiyle Ryu  Soo Yeon'un söylemiş olduğu Park Dan Ma'ya ait Wind şarkısı.. Şarkının orijinalini merak edenler için buraya bırakıyorum. 


Dizinin ismi Chicago Typewriter yani Chicago / Şikago daktilosu. 1930'larda sömürge sırasında bağımsızlık harekatında kullandıkları bir silah için de bu ismi kullanıyorlar. Ülkemiz için savaşan insanların kullandığı bir silahın lakabı deniyor yani  Chicago Typewriter için.. Silahın sesi daktilo sesine benzetildiği için böyle bir lakabı almış. Buda böyle bir bilgiydi diziyle ilgili. 


Son olarak bu paragrafta da dizinin benim için unutulmaz olan kısımlarından bahsedeceğim. Spoiler olacak, okumayınız notunu verip geçiyorum;

* 9. bölümde bir kiss sahnesi var ki.. 1930'larda geçen.. Uzun zamandır izlediğim en etkileyici öpücük sahnesiydi net. Hani koşup saklanırlarken olan.. Unutulmazlar arasında bence..
* 12. bölümün son sahnesi.. O saatin kan dolduğu sahne yani.. Bir kurşun sesi, kafasının daktilonun üstüne düşmesi .. Ve daktilonun içine dolan kan.. Boğazımın acısını ve ağzımdan kaçan hıçkırık sesini unutamıyorum. Birde ost3'ün devreye girmesi.. Ciddi anlamda kalbim kırıldı o sahnede, baya baya üzüldüm. 
* 15. bölümde sevdiği kadının öldürülmesine göz yumamadığı için en yakın arkadaşını, liderini ifşa etmesini unutamıyorum.. Onunla birlikte bende o çaresizliği hissettim.
* 15. bölümde Ryu  Soo Yeon'un, öldüğünü bildiği sevdiği adamla bir vedası var.. Orada da baya göz yaşı döktüm.
* 16. bölümde 
Ryu Soo Yeon'un intikamlarını alması hepsinin ölümlerinin tek tek gösterilmesi dizinin kalbimden vuran bir diğer kısmıydı.


"Korku kendine güvenmemekten ve belirsizliğin endişesinden gelir. Korkunun seni ele geçirmesini istemiyorsan kendine güvenmelisin."

Daha fazla uzatabileceğimi bilsem de şimdilik bu kadar yoksa bütün diziyi dökeceğim buraya, hoş olmayacak.. Son sözlerime gelip, kaçayım istiyorum. Dizi benim gözümde mutlaka izlenmesi, içinize işleyerek izlemeniz gereken bir dizi.. Kurgusu ve replikleri şahane.. E senaristi belli. Oyunculuklar, dönem kostümleri, mekanlar her şey dört dörtlük. Dizi en başta sarmıyor kabul. Ama direnip 7 8  bölüm izlerseniz zaten kendinizi devam ederken bulacaksınız. Benim söylemek istediklerim bu kadar.. Buradan Man to Man dizisini izlemeye geçeceğim. Bir sonraki yazımın da o olmasını istiyorum haydi bakalım. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere..

"Yapacak bir işiniz gelirse aklınıza şimdi yapın. Bugün gökyüzü açık olsa da belki yarın bulutlu olur bilinmez. Dün artık bitti. O yüzden şimdi yapın. Güzel bir söz aklınıza gelirse şimdi söyleyin. Yarın hiç gelmeyebilir. Sevdiğiniz insan hep yanınızda olmayabilir. Sevgi dolu bir sözünüz varsa şimdi söyleyin. Bir tebessüm vermek istiyorsanız şimdi gülümseyin. Şimdi yapın. Arkadaşınız gitmeden önce…"

Mutlu günlere..
Ve tabii ki Carpe Diem!


6 yorum:

  1. Çok duydum bu diziyi. Çok da karşılaştım nette. Ama daha izleyemedim. Dizim bittiğine göre başlayayım o zaman :) dizi arayışımın üstüne geldi resmen bu post :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevindim bunu duyduğuma :) Umarım severek, keyifle izlersin de arayışların mutlu bir sonuca ulaşmış olur :)

      Sil
  2. Yeeeey~
    Dizinin ilk bölümlerini izlediğimde nasıl heyecanlandığımı hatırlıyorum. Dizinin çok sevdiğim yanları da var hiç sevemediğim yanları da. Bu arada senaristin KMHM'nin senaristi ile aynı olduğunu şimdi öğrendim. Keşke bi KMHM gibi bir dizi olaydı. Şimdi... Dizinin biricik şeyleri... 30'ların Se Ju'su, dizinin baş tacı :D Allah'a şükür ona vurulan tek ben değilim. 9. bölümün sonu, Se Juuu. Ben 1930'ları sevdim.
    Ama bölüm düzenini sevemedim. Günümüz dünyasındaki aile üyelerini içeren gerginliklerle ilgilenmediğim için atlatıyordum ve farkettim ki bir bölümün orta kısmını genişçe gereksiz konulara odaklanarak ya da uzatarak doldurup bölüm sonuna doğru heyecanı arttırdılar. Daha dengeli bir düzen olabilirdi. Ve oyuncuların birbiriyle kimyası beni yeterince inandırmadı o yüzden biraz içim buruk izledim. Ve çok önemli bir mesele değildir belki ama dizi boyunca süper yazar imajı verildi ama pek inandırılmadı. Karşılaştırma yapmak için değil ama aklıma ilk o geldiği için söylüyorum Oh Ri On yan karakter olmasına rağmen roman konusunda detaylar verilmişti.
    Yani dizi bütün olarak favorilerime girmez ama karakterlere ayırırsam ya da görsel olarak güzel bulurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunun güzelliğine ne demeliyim peki ? :)
      Çok sevilen ve popüler olan dizileri ilk bölümlerde sevemiyor, soğuyor sonraları diziye sempati besliyorum, böyle bir huyum gelişmiş farkına varmadan.. Popülerliğinden korkuyorum, fıs çıkacak diye sanırım. O yüzden bende başta sevemedim, abartılmış buldum ama sonradan olayların içine çekilince tamam dedim. Söylediğin şeylerin hepsine katılıyorum sonuna kadar.. Bende en çok 1930'ları sevdim. Daha bir özel geldi. Dönem yapımlarını sevmem ama o şekilde aynı olaylar, aynı kadro ile 1930'lardan devam etseydi veya en baştan 1930'larda geçen bir dizi olsaydı daha çok severdim. Ay o Se Ju'nun şekil halleri gitmiyor gözlerimin önünden.. Etkisi uzun süre geçmeyecek gibi.. :D
      Çok çok teşekkür ederim yorumun için :)

      Sil
  3. Herhalde bu diziyi yazmayan kalmadı :D yoo ah ın için bende merak ediyorum :D ama vaktim yok , şimdi badguysı izliyorum sen yazmıştın , bayıldım diziye ama biraz kafamı dinlendirip yeni dizilere geçmem lazım :D yoo ah ın'in duyguyu çok iyi veriyor ya , duruş sayesinde çok karizmatik oluyor - yani en azından benim gözümde :D - , yakışıklılık farklı hele körede sağ olsunlar benden güzeller -.- yoo ah ın farklı cidden :D - fan girl mode on :D-

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vallahi o kadar uzak kaldım ki blog işlerinden hiç okumadım.. İyi hatırlattın gidip okuyayım :D Ay Bad Guys.. Canım Hae Jin. Onun yüzünden Man to Man dizisini izliyorum bende ne diyeyim ki başka.. :D
      Yoo Ah In hakkında diziden önce hiç bir şey bilmiyordum ama şimdi 1930'larda yaşayan efsanevi bir şey olarak hatırlıyorum kendisini :DD

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...