29 Ağustos 2020 Cumartesi

Maquia: When the Promised Flower Blooms / Film Yorumu

Merhabalar. Bugün ufak bir kaçamak yaparak yakın zamanda izlediğim Maquia: When the Promised Flower Blooms filminden bahsetmek üzere gelmiş bulunuyorum. Biraz karışık bir cümle olduğunu şu anda fark ettim yalnız. Neyse :) Film bittiğinde aklımdan geçen ilk cümle ben bu filmi yazarım ve mutlaka yazmalıyım oldu. Neden? Çünkü çok sevdim. O kadar çok sevdim ki. İçimi ısıtan ve beni tatlı bir hüzne boğan bu duyguyu en son Violet evergarden animesinde hissetmiştim. Öylesi bir daha gelir mi, hey gidi.. Diyordum ki. O tarzda duyguların ön planda olduğu yapımlar keşfetmeye başladım. Bu da onlardan birisi işte. Şimdi lafı daha fazla dolandırmadan geçeyim filmin konusuna ve yorumuma. Haydi başlayalım.
Tür: Animasyon, Dram, Fantastik
Yapım Yılı: 2018

Maquia: When the Promised Flower Blooms konusu

Maquia, belli bir yaştan sonra yaşlanmayı bırakan ve ölümsüz bir ırk olan Lolph klanında yaşamaktadır. Maquia öksüzdür ve bütün hayatı Lolph klanınca geçmektedir. Lolph klanına ayrıca ayrılıklar ırkı da denmektedir. Ustaca yetenekleri ile Hibiol adını verdikleri kumaşı dokumaktadırlar. Kumaşlara hissettiklerini, söylemek istediklerini, yaşadıklarını dokuyan halk herkesten uzakta barış içinde yaşamaktadır. Yaşlanmıyor olmaları ve dokudukları kumaşların çok kaliteli olması sebebiyle hedef halindedirler. Mezarte uygarlığı bu güce sahip olmak ister ve Renato adını verdikleri ejderhalar ile klana saldırı düzenlerler. Amaçları buradaki gücü elde ederek ölümsüzlüğe sahip olmaktır. Erkekleri öldürür kadınları da varis doğurmaları için rehin alırlar. Saldırı sırasında Maquia kaçar ve dış dünyaya adım atar. Ormanda kaçarken annesi hırsızlar tarafından öldürülmüş bir bebek bulur ve Erial ismini verdiği bebeği de yanına alarak yeni bir yolculuğa başlar. Kimsesi kalmayan bu ikilinin annelik ve bağlılık üzerine çıktığı bu yolculukta öğreneceği çok şey vardır..

Konuyu baya detaylı anlattım aslında bu kadarını bende beklemiyordum ama büyük spoilerlik bir durum yok yazdıklarımda. Bizim asıl göreceklerimiz bu ikilinin yolları kesiştikten sonra olanlar zaten.. Filmin Japonca ismi sayonara no asa ni yakusoku no hana wo kazarou. Sayonara dedi ve direk kalbimden vurdu zaten. Filmin son derece naif ve güzel bir havası var bunu kesinlikle söyleyebilirim. Çizimlerin tatlılığı, renkler, mekanlar.. Her şey tam istediğim gibiydi. Bu filmi daha önce de görmüştüm ama izlemek şimdiye nasip oldu ve geç olsun güç olmasın lafının arkasına sığınarak izledim. Yalnız siz siz olun ruh haliniz karmaşık bir durumdayken izlemeyin. Gerçi fark edeceğini sanmam her türlü yanınızda peçete bulundurmanız gereken filmlerden. İçim çıktı be içim! Böyle naif ve tatlı bir filmden bu etkiyi beklemediğim için artı olarak güzel bir ters köşe de oldum tabi. Ah sevgi ah sevgi deyip durdum.. 
Maquia, yaşlanmıyor. Bebekken yanına aldığı Erial ile aileyi, aile olmayı ve anne olmayı öğreniyor ve henüz kendisi daha yeterince büyümemiş iken. Lakin öyle güzel bir anne oluyor ki.. Bazen düşüyor bazen kalkıyor, savaşıyor durmuyor. Bazen de yoruluyor tabi ama hep çok seviyor. Tabi zamanla Erial büyüdükçe ve Maquia yaşlanmadıkça.. Sürekli yer değiştirmek zorunda kaldıkları zamanlar geçirmeye de başlıyorlar. Erial belli bir yaşa gelip durumun farkına da varınca.. Gerisi de filmde. Bundan sonrası -hop kestik-

"+Eğer bir gün Lolph'u terkedip dış dünya sakinleri ile karşılaşırsan kimseyi sevmemen lazım. Birini sevdiğin an yalnız kalırsın.
- Başkalarıyla tanışsam bile yalnız mı kalırım?
+Biz ayrılıklar kavmine bahşedilen kader budur."

Yukarıda ki repliğin geçtiği sahneyi izlediğimde kendime dediğim şey şuydu. "Ben mekanımı buldum. Ayrılıklar kavmi!" "Yazar (yani ben) burada tatlı bir serzenişte bulunup kendi kendine eğleniyor arkadaşlar. Çok ciddiye almayın" Benim mutlaka ama mutlaka önereceğim bir film oldu. Dram içerikli ağlama işleri bakanı olarak bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Kendi kendime bakanlık da kurdum. Tamamdır artık. :D Yok dram beni boğar istemem diyorsanız da sorun değil. Buradaki mevzu da ağlamak değil. Böyle güzel sevilen herkesin değer görmesi gerektiğini düşünüyorum. O yüzden Maquia'yı sevin ve değer verin. :) Düşen çenemi de toplayarak bu güzel cumartesine bir film yazısı yazmış olmaktan dolayı gurur duyuyor ve yeni bir yazı da görüşmek üzere diyorum. Esen kalınız efenim.

Sevgilerimle.

12 yorum:

  1. Anime pek izlemem ama zevkine güveniyorum :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Böyle düşünmen beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Ben de severek izlemiştim. Çok hüzünlü ama aynı zamanda sıcacıktı :')

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dimi dimi.. Tam olarak böyle bir his bıraktı bende de :)

      Sil
  3. Hüzünlü ve güzel bir anime,sevmiştim ben de :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevindim böyle düşünmenize. Teşekkür ederim yorumunuz için :)

      Sil
  4. hiç anime izlememiştim, beynimde ''bunu izlemelisin'' diye bir ses var şu an .. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok naif bir filmdi. Umarım severek izlersiniz siz de :)

      Sil
  5. en sevdiklerimdeeen :) ama en sevdiğim artıkın prenses kaguyaaa :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Prenses Kaguya ile yanlış zamanda tanıştım ben sanırım ama tekrar bir şans vereceğim yorumundan sonra :)

      Sil