1 Aralık 2021 Çarşamba

Mozart in the Jungle / Dizi Yorumu

Selam. Geçtiğimiz haftalarda (hatta buna aylar diyebiliriz sanırım) izlediğim güzel bir dizi ile ilgili bir kaç kelam etmek isterim. Çok uzun uzadıya bir yazı olmayacak ama dilerim keyifle okursunuz. Mozart in the Jungle dizisi Amazon prime de tesadüf eseri keşfettiğim bir dizi oldu. Netflix hesabımı kapattığımdan arada Amazon prime'da takılıyorum. Henüz çok fazla içerik izleyemedim ama ilk seçimim ile çok keyifli vakit geçirdiğimi söylemek isterim. Haydi dizinin konusuna ve sonrasında yorumuma geçelim.

Tür: Müzik, Komedi

Bölüm Sayısı: 4 sezon 

Mozart in the Jungle konusu

New York Senfoni Orkestrasının etrafında dönen dizide: Orkestranın şefi Thomas'ın yerine kurulun başkanı Gloria tarafından yeni atanan şef Rodrigo'nun (Gael Garcia Bernal) gelmesi ile orkestrada işler değişir. Yenilik isteyen Rodrigo yeni müzisyenler için elemelere başlar. Hailey (Lola Kirke) ise genç bir obua sanatçısıdır ve elemelere başvurur. Bundan sonrası Hailey'in orkestraya kalıcı olarak girme çabaları ve New york Senfoni Orkestrasının yaşadıklarını konu almaktadır.

Sex & drugs & classical music  isimli bir romandan uyarlama. Aslında dizinin içeriği ile ilgili detaylı bilgiyi de veriyor gibi. Dizi için yaş sınırı koyabiliriz. Cinsellik ve madde kullanımı içeriyor bunu baştan belirteyim. Oyuncuların çoğunu tanımasam da hepsini çok sevdim. Konuk oyuncular arasında Monica Belluci var mesela.  Yalnız parantez açmak istediğim bir kişi var ki.. O da Rodrigo'dur efenim. Hatta bu yazıyı sanırım kendisi uğruna yazıyorum. 

Diziyi izleyen herkes gibi ortalıklarda Hay lay, Hay lay diye dolaşmasına bayıldığımı öncelikle söylemek ister, kendisine, oyunculuğuna, mimiklerine, el kol hareketlerine hayran kaldığımı belirtmek isterim. O kadar sempatik ki. İzledikçe insana enerji veren kıpır kıpır bir duruşu vardı. Arada ölen ünlü bestecileri görmesi azıcık ürkütse de.. Onları kendine yoldaş seçmiş birisi için anlaşılabilir bir durumdu. Yolda yürürken arabada giderken sokağın, yaşamın müziğini duymak gibi bir şey var dizi içerisinde. Rodrigo da bu müziği duyuyor işte.. Bu bana yıllar önce izlediğim August Rush filmini hatırlattı. Şahanedir, izlemenizi tavsiye edebilirim hatta. Rodrigo daha kaç parçaya bölünsün arkadaş dedim bazı bölümleri izlerken. Spoilere girmemesi için deşmiyorum bu kısmı. Duygu karmaşalarını ve çıkmazlarını hissedebildim her seferinde.

Bu sahnede cidden gözlerimden kalpler çıkmış olabilir. 

Aklıma gelen bir iki bölümden bahsedeyim.2. Sezonun son bölümünde bir baş kaldırış var ki. Elim kalbimde heyecan naraları eşliğinde İzledim. Efsaneydi. Bölümün ismi zaten ev. Buradan bile özel oluşu hissedilir. Tokyoda gezdikleri bölüme ise.. Ah kalbimi bıraktım denir ya. Tam olarak öyleydi. Henüz Japonya'ya gidememiş olmanın verdiği bir miktar da kıskançlıkla beraber tabi. Tamam büyük bir miktar. "Bir hayat bir fırsat" bölümü de çok iyiydi. Orada gözler bir dolu dolu oldu. Ichi go ichi e.. Durup sorguladığım bir bölüm oldu.

Sanıyorum dizi ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Klasik müzik sevenlerin, ilgilenenlerin göz atabilir. Bölüm süreleri 30 dakika. O kadar çabuk bitiyor ki hiç bir şey anlamıyorsunuz. Sonra hemen bir diğer bölüm geliyor tabi. Keyifli vakit geçirmek için ve bir de güzel müzikler dinleyebilmek için işin mutfağını görmek için izleyebilirsiniz. İzlediyseniz yorumlarınızı okumak isterim. Fragmanı da şuraya iliştirdim. Finali ile ilgili de çok şey söylemek isterim ama.. Sadece şunu söyleyeyim. 1 sezon daha olsaydı da her şeyi toparlasaydınız n'olurdu? Neyse.. Bugünün yazısı bu şekildeydi. Dilerim sıkılmadan okumuşsunuzdur. Yeniden görüşene kadar kendinize iyi bakın. 

Sevgilerimle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder