25 Haziran 2016 Cumartesi

Günlük Gibimsi 4

6 günlük uzun aranın ardından yeni bir günlük serisi ile geldim. Bu seriyi sevmeye başladım. Ben yazarken çok eğleniyorum umarım sizde keyifle okuyorsunuzdur.
Lys sınav maratonundan bahsetmiştim daha önce, içimde kalmaması adına sınava gireceğimden.. Girdim de matematik- geometri olan ilk sınavına. Bence bununla ilgili o gün attığım twit anlatsın olan biteni. Durum öyle idi yani. 


Son zamanlarda yeni bir iş için koşuşturuyorum. Anaokulunda yardımcı ablalık-stajyer öğretmenlik-öğretmenlik durumları. Henüz bende adını koyamıyorum. Bu konu biraz karışık aslında ama şuanda işe başladığımı söyleyebilirim ve ilk iş günümü anlatabilirim. 

19 Haziran 2016 Pazar

Miracle İn Cell No7 / 7. Koğuştaki Mucize

Bu aralar nasıl da güzel kayıplardayım değil mi? Sebeplerini az çok biliyorsunuz gerçi de.. Daha sonra uzunca anlatacağım son durumları. Şimdilik Pazar akşamına ve babalar gününe özel bir filmle geldim.


Blogumu açtığım günden beri yazmak istediğim, favorim olduğunu söylediğim “Miracle in cell no7” (7. Koğuştaki mucize) filmini sizinle paylaşayım istedim. 

Geçen yaz sıcaktan bunalmış, kaçacak delik ararken; şöyle balkonda oturayım, kafa dağıtacak bir şeyler izleyeyim düşüncesinde film ararken bu filmle karşılaştım. Baktım içinde komedi de var tamam dedim akşamıma iyi gelir bu. Oyuncuları da tanıyordum zaten. Yaptım hazırlıkları başladım izlemeye..
Devamını konusundan bahsettikten sonra anlatayım..

Konusu:
Zihinsel engelli bir baba (Yong Goo karakteriyle Ryu Seung Ryong) ve küçük kızının (Ye Seung karakteriyle Kal So Won ve Park Shin Hye (Biri küçüklüğü biri büyüklüğü, anlatacağım fotoğraflar ile)) hikayesi. 

Baba kız kimseleri yok. Beraber yaşıyorlar, birbirlerine de yetiyorlar..  Öyle akıllı bir kız ki deyim yerindeyse babasına el ayak oluyor. Derken bir gün; Yong Goo bir gün bir kazaya karışıyor ve hapse gönderiliyor. Kızı da mecburen yetimhaneye gönderiliyor. Kız büyüyor ve avukat olup babasının adını temizlemeye çalışıyor. Biz hapishane de yaşadıklarını, baba kızın kıskanılacak bağını izliyoruz. 

13 Haziran 2016 Pazartesi

Yarım Kalmışsa..

Bugün sayfaları sararmış defterimden bir duygu birikintisi yazayım size. Dolabımı karıştırırken, baştan mutlu başlayan daha ortalarına gelmeden tükenmiş olan eski ajandama takıldım. Ne olduğunu hatırlıyorum bunun. Kendimi kandırma projelerimden biri idi. Direk bir ayrılık hikayesi başlangıcı gibi oldu değil mi?



Konusu öyle aslında. 7 yıl önce yaşadığım şeyleri,  5 yıl önce yaşadığım şeyleri, 1 yıl önce yaşadığım şeyleri an be an hatırlıyorum.  Çok uzun, uzundan da uzun bir süre önce üzülmüştüm. Kanadımın ilk kırıldığı zamanlar yani..  Sonra azaldı üzüntüm kanatlarım iyileştikçe. Bir daha da öyle üzülmedim.. Çok acı ama üzülemedim.. Bu tarz insanın ruhunu acıtan gerçeklerden bahsedildiğinde; “ay canım kıyamam unutursun ya üzülme” denmesini sevmiyorum. Söylememeye de çalışıyorum. Söylüyorsam başka çarem olmadığındandır. :) Hem ben unutmak istemiyorum ki neden unutayım? İnsanları unutmak yerine hatırlamamayı seçiyorum. Böylesi daha temiz daha acısız. Bir de kim kimi unutmuş ki bu zamana kadar? Unutmak diye bir şey olduğuna da inanmıyorum. Kabul etmek diye bir şey var. Hayatınızda önemli izler bırakan insanları unutamazsınız. Unutmamalısınız da. Yoksa hatalarınızı biriktirerek oluşturduğunuz olgunluğa nasıl erişirsiniz?

Bir yabancıydı, benimdi ama. Şimdi yine bir yabancı, benim değil ama..

11 Haziran 2016 Cumartesi

Aashiqui2 / Film Yorumu

Hint filmleri yazılarıma ara vermiştim, özlemiştiniz değil mi? Evet, bu cümleyi okuduktan sonra ne söylediğinizi biliyorum. :)) Hint filmleri ile yıldızı barışan, yazısını bekleyen henüz çok fazla blogger arkadaşım yok, ama sosyal medya hesaplarımdan öyle güzel geri dönüşler alıyorum ki.. Benim için bu bile başlı başına yazma sebebi.. O yüzden işte geldim ben yeni bir film ile, hadi yazısına geçelim.


Aashiqui2 filminin adını sıkça duyup afişleriyle sürekli karşılaşıyordum. Hele müzikleri.. Zaten ezberlemiştim. Fırsat yarattığım günlerden bir gün hadi bir izleyeyim şunu diyerek koyuldum yola.

7 Haziran 2016 Salı

Günlük Gibimsi 3

Hayırlı Ramazanlar efendim cümleten. Günlük ile geleceğimi söyleyip mim ile gelmiş idim, hatırlıyorum. O yüzden söz verdiğim üzere konuşmaya başlıyorum kendim ile.. 

Bugünden.. Göğe selam olsun.. 

Beni okuyanlar bilirler ki “çok şey yapıp aslında hiç bir şey yapmayanlar” sınıfındanım.  Bugünlerim de öyle geçiyor. Bu konu çok derin aslında bunu daha sonra uzunca konuşalım.

Bu aralar en çok keyif aldığım şey elime kahvemi alıp balkonda kitap okumak. Okumalara kaldığım yerden devam ediyorum evet. Dizilerim, filmlerim birikti ama içimden gelmiyor şu günlerde. Gelmiyorsa da zorlamıyorum, zorla güzellik olmuyor ne yazık ki. Ruhlarımıza acı çektirmeyelim lütfen.

4 Haziran 2016 Cumartesi

Mim / Hayatımın Masalları

Sevgili Nabrut ablacığım şuradaki şahane yazısında beni mimlemiş.”Hayatımın hikayesi“ diyeceğimiz bir hikayeyi veya masallardan kalbimize dokunanları yazmamızı istemiş. Biraz zor olacak ama kelimelere dökmeye çalışacağım..


Şimdi durup düşününce “hayatımın” diyebileceğim bir hikaye ya da masal olmadı. Anneme sorduğumda: “Bilmiyorum seni en çok hangisi etkiledi, ben çok masal okudum sana ama.. Takıntılı olduğun tek şey Ay Savaşçısıydı” dedi. Ki öyle ama, lise2 ye 3e kadar deli gibi bir ay savaşçısı fanıydım. Ortaokul zamanları eve geldiğimde işi gücü bırakıp trt1 de izlerdim. Sanırım yaz vaktiydi maçların yayınlandığı zaman.. Ay savaşçısını yayınlamayıp futbol maçını yayınlamışlardı. Hayatımda en çok küfürler savurduğum anlardan biridir o an. İlk aşkımda (Ay savaşçısının erkek karakteri) “maskeli şövalye- Mamoru Chiba”dir. Normal bir insanı fark edene kadar ona aşıktım. 

2 Haziran 2016 Perşembe

Yeter Ki Aşk Koksun Hikâyeler / Kitap Yorumu

Aşk, verdiğini geri almaktır. Bu yüzden gerçek sevenler hep eksik kalır.


Kitap okumayı özledim. Gerçekten bir kitaba bağlı kalıp, okurken filmini çekmeyi özledim. İlk kitap yazımda yeni bir kitaba başlayacağımı söylemiştim. Aradan aylar geçti o kitap bir türlü bitmedi. Ama ben bittim. Alıyorum elime şekilden şekle giriyorum yok, çabalıyorum ama sonuna gelemiyorum. Birde hiç sevmediğim bir şey ki, kitap 4 ayrı hikayeden oluşuyor. Doğal olarak ben bir hikayeye odaklanmışken bitiyor diğeri başlıyor. Bu da bana devamını okumak zorundaymışım hissi veriyor.  Ben onu unutup diğer hikayeye odaklanana kadar da olaydan kopuyorum. Biraz yaralıyım ya kitaptan çenem düştü o yüzden, çok uzatmadan yorumuma geçeyim.

4 hikayeden oluştuğunu söylemiştim:

Sevdayla Olgunlaşan Bir Yürek
Aşk Sabır İster
Dört Kalp
Mutluluğa Uzanan Merdiven
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...