26 Şubat 2017 Pazar

Akela’nın Çocuklar İle Maceraları 4

Yazmaktan keyif aldığım serilerden birisi olan Akela’nın çocuklar ile maceraları serisine devam edeyim istiyorum bugün. Son bölümde 3 tane 1,5 yaşında bebeğe baktığımdan bahsetmiştim. Bugün onu deşelim biraz. Emirden bahsedelim. Kalem yettikçe dökelim sırları ortaya. Haydi bakalım.


Şimdi.. Okulda sıradan bir gün ben yine koşturuyorum birilerinin peşinden.. O akşama doğru görüşmeye geldiler. Bebekleri için. Tabi ben ufaklığı gördüğümde bebek olduğunu tam çözemedim benim için top havuzunda oynayan sıradan bir çocuktu. Ailesi idarecilerimiz ile görüşüyor benle diğer arkadaşta bebenin yanındayız. Sonra oradan çıkardım, o anda ne kadar hafif ve küçük olduğunu fark ettim. Yere indirdim bebe de koşmaya başladı. Lakin öyle bir koşuyor ki bende peşinden düştü düşecek tutayım diye koşuyorum. Patır patır koşuyor çünkü. Yürümeyi yeni öğrenen bir bebek gibi. Ki evet o bir bebekti. Sonra ben o çocuğun bu okulda ne işi var derken kendimi bebeğe bakarken buldum. İlk 1 ay boyunca her gün baya baya isyan ettim. Ona uygun bir ortam olmadığını iddia ettim ve içten içe bakamayacağımı da.. Çevremde bu kadar fazla ilgilenmek zorunda kaldığım bir bebek olmamıştı çünkü. Acıkması, uyuması, yemesi ya da altına yapması! Neyse. Tabi el mahkum alışıyorsunuz bir süre sonra. Ama ben hala kabullenemiyorum durumu. Birileri fark edecek ve son bulacak bağımız diye düşünüyorum da yok. İçten içe annesine de kızıyorum. Sonra kim bilir ne kadar zor durumda kalmıştır, bu yaşta bir bebeği bırakmak kolay olmasa gerek, vardır mutlaka haklı bir gerekçesi diyorum. Ki öylede oluyor. Öyleymiş yani. Bende hayatın gerçeklerini kabullenip bu ufaklıkla yeni başlangıçlar yapıyorum. Akşamları araştırmalar yapıyorum, anneme, ablalarıma danışıyorum. Zaman geçiyor iyice bu duruma alışıyorum birde “iyi iş çıkardığım” yönünde yorumlar duyunca kat be kat artıyor keyfim.

20 Şubat 2017 Pazartesi

Antigone / Kitap Yorumu

Kitap yorumlarımı takip edenler veya beni tanıyanlar bilirler genelde okuduğum türler kitap tarzım bellidir. Romantizm psikolojik gerilim denk gelirsem de polisiye.. Severek okuduğum zaman dilimi ise günümüz zamanı.. Yani şöyle açıklayayım. Dönem romanlarını pek okuyamıyorum bunu tarih ile aramın hiç barışık olmamasına bağlıyorum. Kitabına göre tabi ki değişebilir lakin okuyacağım ilk sıralarda değil. Kitap alışverişimi kitap yurdundan yapmaya başladığımdan beri kardeşimle sipariş listesi oluşturuyoruz. Türlerimiz birbirine hiç hem de hiç yakın değil. Ben romantizm dolu veya sevgili Wulf Dorn’un kitaplarını sepetlere atarken o, felsefe kitaplarını, klasikleri atıyor bir bir. Evde tüm gün kimse olmadığından da sipariş adresim okul oluyor. Kargom geliyor açıyorum ve tataaamm.. Sadece 1 2 kitap tanıdık diğerleri ile alakam yok. Öyle ki son siparişimde gelen Seneca’nın Phaedra eseri ile karşılaşışım.. İçini açıp bir bakayım dediğimde sol sayfanın Latince olup sağ sayfanın Türkçe oluşu.. İtiraf ediyorum içime bir merak saldı, evet ama bir kenarda bekledi öyle. Diğer kitaba baktığımda ise şimdi yorumlamaya çalışacağım Sophokles’in Antigone tragedyası ile buluştum. Önsözünü okuduğumda aylar önce ilgimi çeken Thebes'in mitolojik kralı Oidipus’un kızı olduğunu öğrendim. Oidipus’un ismini, yorumunu yazmış olduğum ve beni derinden etkileyen “Zankyou No Terror” animesinde duymuştum. Hikayesini okuduğumda ise deyim yerindeyse apışıp kalmıştım. Onu şimdi çok deşmeyeceğim çünkü önümüzdeki ilk siparişime ekleyerek kitabının yorumu ile döneceğim. O yüzden bu kitaba öncelik verdim ve başladım 2 saat gibi bir sürede bitti. Bu tarz bir kitabı nasıl yorumlayacağım hiç bilmiyorum çünkü ilk olacak, ama son değil kesinlikle! O yüzden bir hatam olursa affola diyerek geçiyorum konuya..  


Yazar: Sophokles
Tür: Oyun, Tragedya
Sayfa Sayısı: 80

Konusu: Kral Oidipusun 2 oğlu (Eteokles ve Polyneikes) ve 2 kızı (Antigone ve İsmene) vardır. Ölümünden sonra oğulları dönüşümlü olarak birer yıl için tahtı paylaşmaya karar verir. Lakin Eteokles sırası geldiğinde tahtı Polyneikes’e vermeyi reddeder ve iki kardeşin düellosu ölümleri ile sonuçlanır. Tahta dayıları Kreon geçer. Kreon Eteokles’in cenazesini kahramanlara laik bir şekilde kaldırırken Polyneikes’in cesedinin vahşi hayvanlar tarafından parçalanması için kırlara atılmasını emreder. Antigone ağabeyi Polyneikes’e yapılan bu haksızlığı kabul edemez ve Kreon’a başkaldırarak cesedini gömmek için hazırlıklarını yapar. 

16 Şubat 2017 Perşembe

Goblin / Kore Dizisi

Selam! Haftalar önce final yapmasına rağmen yazısını yeni yazabildiğim Goblin dizisi ile geldim bugün. Yine kendime bir güzellik yapıp diziyi güncel izlememiş, çeviri bekleme sorunu yaşamamıştım.  Bu arada da sosyal medya hesaplarımdan uzak durmaya spoiler yememeye çalıştım. Ama ne mümkün? Çok sağlam spoilerler yedim ve dizinin bütün büyüsü 13. Bölümdeki sahne gibi oldu. İzleyenler o meşhur final sahnesini hatırlayarak ne demek istediğimi anlayacaktır. O sahneyi de yemiştim spoi olarak.. O zamandan beri herhangi bir diziye başladığımda sosyal medya hesaplarıma girmiyor, instagram hesabımda keşfetlere dalmıyorum efendim.  Neyse. Dizi ile ilgili en büyük sorunlarımdan birini anlattığıma göre konusundan bahsederek yorumuma geçeyim.


Tür: Romantik, Dram, Fantastik
Bölüm Sayısı: 16

Konusu: Korumaya ant içtiği Goryeo kralı Wang Yeo tarafından haksızlığa ve ihanete uğrayan General Kim Shin (Gong Yoo), adamlarının ve kız kardeşinin öldürülüşüne şahit olur. O da oracıkta öldürülür. İhanete uğraması sebebiyle güçlü bir intikam arzusu vardır ve bu sayede Goblin’e dönüşür. Goblin’e dönüşmesinin hediyesi özel güçleri olurken, sonsuza kadar yaşayarak sevdiklerinin ölümüne şahit olacak olması da bu durumun laneti olur.  Lanetine son verebilmek için ise; kayıp bir ruh(hiç doğmaması gereken bir kişi) olan Goblin’in gelinini (Kim Go Eun) bulması ve gelinin, Goblin’in kalbine saplanmış olan görünmez kılıcı çıkarması gerekmektedir. Birde hafızasını kaybetmiş bir ölüm meleğimiz (Lee Dong Wook) var. Ve bu kayıp ruhu bulmak için sürekli bir araştırma içerisinde.. Bir gün buluyor da ama o sırada Goblin ile de tanışıyor. Bazı tesadüfler sonucu Goblin ile ölüm meleği aynı evde yaşamaya başlıyor. Ve hikaye şekilleniyor..

13 Şubat 2017 Pazartesi

Keşif Günü 2

Aylar önce yazdığım Keşif Günü yazım çok sevilmişti. Yazmaktan da büyük keyif almıştım. Uzun zamandır bir yerleri keşfedemediğim için sessizce bir kenarda beni bekliyordu. İşte o gün bu gündü! Bugünkü Keşif yazımın mekanı ise “Todam Chicken.”  Daha önce gitmiş olduğum Sopung Kore restoranının bir diğer yeri. Hemen 1 2 ev yanında zaten. Asya dolu keşiflerime genellikle (hatta sadece) sevgili dostum Meltem Ç. İle gidiyorum. Beraber büyük keyif alıyoruz, çokta eğlenceli geçiyor. Haftalar önce kararlaştırdığımız gün gelince koyulduk yola.. Uyandığımdan beri bende bir heyecan var.. Sanırsın Gd, Jo In Sung ya da Joong Ki (liste uzardı da.. Kısa keseyim dedim) ile buluşmaya filan gidiyorum. Hahah. -Neyse dağıtmayayım-


Mekanı gördüğümde önce bir vuruldum sonra da “inşallah yer vardır” düşüncesi oluştu kafamda. Ki şansımıza –gerçekten şansımıza- yer vardı. Çünkü biz oturduktan sanırım yarım saat sonra hiç boş masa kalmamıştı. İşin zor kısmı olan sipariş bölümüne geçtik. Geçen sefer gittiğimde Ddeokbokki yemiş, acısından yansam da sevmiştim. Hatta acayip bir şekilde tadını özlüyordum. Bu sefer gittiğimizde değişiklik yapmak istediğimiz için Dakgangjeong (soya soslu tavuk) ve acısız ramen söyledik. Ve tabi 2 şişe de su. Cumartesi günü olduğu için Todam ve  Sopung çok yoğundu. Bizim tavuk gelse de rameni bir süre beklemek zorunda kaldık. Ki iyi de oldu bir yerde. Doya doya dinledik çalan Kpop şarkılarını. Ki bizim kızın kulağı daha sağlam. Ben hangi şarkı olduğunu düşünürken o söylüyordu bile. Ama en sevdiklerim olan Moon Lovers ostları çalınca masaya bir hüzün düştü.

9 Şubat 2017 Perşembe

Şizofren / Kitap Yorumu

Yazılarıma -yine- 1 2 hafta ara vermiş gibi oldum değil mi? Üzgünüm bu konuda içten içe ama arada böyle kayboluşlar gerekiyor sanki bünyeye.. Yazmadığım ve blog okumadığım o günlerde biriken dizilerimi izleyip kitaplarımı okudum. Hafta başında yazdığım Romantic Doctor Teacher Kim dizisine başlamadan önce bitirmiştim kitabı.. İlk kitabı Psikiyatrist'e hayran kaldığım ve bütün kitaplarını almaya ant içtiğim Wulf Dorn'un listemdeki bir diğer kitabı.. Yani Şizofren. İşte şimdi yine beni kendine hayran bırakan o kitabın yorumu ile geldim.  


Yazar: Wulf Dorn
Tür: Psikoloji Gerilim
Sayfa Sayısı: 400

Konusu:  Psikiyatr Jan Forstner başarısız bir evlilikten ve işini kaybettikten sonra 23 yıldır gitmediği doğduğu yer olan Fahlenberg'e geri döner. 23 yıl önce -Jan'ın da içinde olduğu bir durum sebebiyle- kardeşi Sven kaybolur ve babası da araba kazasında ölür. Kardeşinin başına gelenler yüzünden kendini suçlamaktan hiç bir zaman vazgeçmez. Kardeşinin kaybolması ile ilgili belirsizlik ve babasının da bu kayboluşun peşine geçirdiği araba kazası Jan'ın ruhunda yaralar açar. Gördüğü kabuslar peşini bırakmaz. Hayatına tekrar bir düzen içinde devam etmek ister lakin gözlerinin önünde çalıştığı hastanedeki bir hasta intihar edince.. Jan, olaylar arasında ki bağlantıları fark ederken kendisini 23 yıldır gizli kalmış olan soruşturmanın içinde bulur.   

"Belki de tesadüflere inanmamızın sebebi tam tersini kaldıramayacak olmamızdır. "

6 Şubat 2017 Pazartesi

Romantic Doctor, Teacher Kim / Kore Dizisi

Güncel bulup da gözüme kestirdiğim dizileri bir bir bitirdiğim bu günlerde, -doktor hastane dizilerinden gına gelse de- ayıla bayıla izlediğim “Romantic Doctor, Teacher Kim” dizisini de bitirdim. Facebook hesabımdan çok yorumsal paylaşımlarda bulunmasam da her izlediğimde twitter da kalpler fışkırtarak yorumlar yazdım. Klasik sayılabilecek bir konusu vardı evet, yer yer klişeleri de vardı evet. Ama benim için izlediğim en özel hastane konulu dizi oldu. Nedeninden emin değilim.. Karakterlere çok bağlandığımdan mı, oyuncuları sevdiğimden mi, verdiği hayat derslerinden mi? Diziyi bitirdim ve hala emin olamıyorum ama tek bildiğim unutmak istemediğim bir dizi olduğu..


Tür: Romantik, Medikal
Bölüm Sayısı: 20+1

Konusu:
Boo Yong Joo (Han Suk Kyu) Geodae hastanesinde “Tanrı’nın eli” lakaplı bir cerrahtır. Bir gün hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur. Doldam hastanesinde yeni bir başlangıç yapıp kendisine “Kim Sa Bu –yani- Kim Hoca” demektedir. Küçük ve –Cuma günleri hariç- sakin olan bu taşra bölgesindeki hastanede yaşamına devam eder.  Yoon Seo Jung (Seo Hyun Jin) küçük yaşında kimsesiz kalmıştır, kendisini çevreye kanıtlamak ve tanınmak için doktor olmuştur.   Kang Dong Joo (Yoo Yun Suk) ise babasını Geodae hastanesinde kaybetmiştir ve intikamını alıp dünyanın düzenini değiştirmek istediği için doktor olmuştur. Yaşanan bir takım olaylar sonucu 3 doktorun yolları Doldam hastanesinde kesişir. Kim Hoca ile tanıştıktan sonra kendilerini hayatın ve aşkın değerini anlayacakları bir yolda bulurlar.

"Dünyanın en korkunç şeyi şüphe tohumlarıdır. Bir tanesini ektin mi kendi kendine güzelce büyür."


4 Şubat 2017 Cumartesi

A Street Cat Named Bob / Film Yorumu

Bu güzel cumartesi gününün konuğu Sokak kedisi Bob filmi. Filmi izleyeli çok uzun bir zaman geçmedi bunu fırsat bilerek yazmak istedim. İzlenmesi gereken filmlerden birisi olduğunu düşünüyorum. İçinizi ısıtacak huzur dolu bir film öncelikle. Sizi yoracak filmler kategorisinde olmadığından fırsat bulduğunuz her an izlenebilir. Filmin konusundan bahsettikten sonra yorum kısmına geçeceğim. Haydi başlayalım! 

Tür: Komedi, Dram, Biyografi
Imdb Puanı: 7.3

Konusu: James Bowen(
Luke Treadaway) Londra'da yaşayan evsiz ve tedavi gören eski bir eroin bağımlısıdır. Sokaklarda şarkı söyleyerek yaşamaya çalışır. Bir gün yolda bulduğu yaralı kediyi tedavi ettirmek için veterinere götürür ve ondan sonra hayatı değişir. Bob adını verdiği kedisi ile otobüslere bindiği, ona şarkı söylerken eşlik ettiği günleri başlar.. "James Bowen'in aynı isimli otobiyografik kitabından uyarlanmıştır."


Filmi izlemeden önce hakkında bilgi sahibi değildim. Öyle ki biyografi olduğunu bile bilmiyordum. Bunu filmin son sahnesinde fark ettim. Son sahneyle ilgili spoiler olabilir düşüncesi ile çok deşmek istemiyorum bu konuyu.. Gerçi büyük bir spoiler olmayacak söylesem de ama yine de kaçırmayacağım sürprizini. Film aynı hikayenin anlatıldığı James Bowen'in aynı isimli kitabından uyarlanmış. Filme bayıldığım için kitaplarını da okusam mı diye düşünmedim değil. Kitap listem çok kabarık olduğu için şimdilik ertelenecek ama ileri de okuyabilmeyi çok istiyorum çünkü ikisinin dostluğuna doyamadım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...